89 yıl önce bugün, 5 Şubat 1937'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen bir anayasa değişikliği, genç cumhuriyetin kimliğini sonsuza dek değiştirdi.
"Laiklik" terimi, devletin temel niteliklerinden biri olarak 1924 Anayasası’nın 2. maddesine resmen işlendi. Ancak bu adım, tek bir günün değil, yüzyıllık bir modernleşme sancısının ve radikal bir hukuk devrimi sürecinin zirve noktasıydı.
ADIM ADIM LAİKLEŞME
Laiklik, anayasaya bir anda girmedi. 1923’ten 1937’ye kadar devlet kademeli olarak dinsel referanslardan arındırıldı. Bu süreç "hukuksal bir temizlik" operasyonu gibi yönetildi:
- 3 Mart 1924: Halifelik kaldırıldı, Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Din ve Vakıflar Bakanlığı) lağvedildi. Eğitim, Tevhid-i Tedrisat ile birleştirildi.
- 1926 - Büyük Kırılma: Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Aile hukuku ve miras gibi toplumun kalbindeki alanlar dini kurallardan alınıp çağdaş hukuk normlarına bağlandı.
- 10 Nisan 1928: Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti'nin dini, din-i İslam'dır" ibaresi çıkartıldı. Milletvekillerinin yemin metnindeki "Vallahi" kelimesi "Namusum üzerine söz veririm" şeklinde değiştirildi.
NEDEN BİR DİN BELİRTİLMEDİ
Atatürk ve kurucu irade için laiklik, sadece bir "din-devlet ayrımı" değil, bir varoluş mücadelesiydi:
- Eşit Vatandaşlık: Farklı inançlara sahip vatandaşlar arasında hukuk önünde tam eşitlik sağlamak.
- Bilimin Üstünlüğü: Devlet yönetimini "dogmalar" yerine akıl ve bilimin ışığında şekillendirmek.
- Dış Müdahale Engelini Kırmak: Batılı güçlerin "azınlık haklarını koruma" bahanesiyle Osmanlı iç işlerine müdahale etmesinin en büyük gerekçesi dinsel hukuk farklarıydı.
TOPLUMSAL ETKİLERİ
Laikliğin anayasaya girmesiyle birlikte Türkiye, İslam dünyasında "hukukunu tamamen beşeri normlara dayandıran" ilk ve tek ülke olma unvanını kazandı.
- Yargıda Birlik: Şeriat mahkemeleri tamamen tarihe karıştı.
- Kadın Hakları: Medeni Kanun ve laiklik sayesinde Türk kadını, birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere sosyal ve siyasal haklarına kavuştu.
- Diyanet İşleri Başkanlığı: Din hizmetlerinin devlet denetiminde ve siyasetten uzak bir şekilde yürütülmesi hedeflendi.
AZ BİLİNENLER
-
"Laik" Kelimesinin Tartışması: 1937'deki meclis görüşmelerinde laiklik yerine "Lâdinî" (din dışı) kelimesinin kullanılması teklif edilmiş ancak bu kelimenin "dinsizlik" olarak yanlış anlaşılabileceği endişesiyle Fransızca kökenli "Laïque" kelimesinden türetilen "Laiklik" tercih edilmiştir.
-
İsmet İnönü’nün İmzası: Değişiklik teklifinin altında sadece Başbakan İsmet İnönü’nün değil, dönemin tüm bakanlarının ve CHP grubunun imzası vardı; bu, ilkenin bir "devlet politikası" olduğunu vurguluyordu.
- Uluslararası Yankı: Türkiye’nin bu adımı o dönemde Batı basınında "Doğu'nun en büyük seküler deneyi" olarak adlandırılmıştı.
GÜNÜMÜZDE LAİKLİK
Bugün Türkiye'de laiklik, anayasanın "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" maddeleri arasında yer alıyor. Ancak 2020’li yılların ortalarına gelindiğinde, laiklik tanımı üzerindeki tartışmalar devam ediyor:
- Özgürlükçü Laiklik: Güncel tartışmalar, devletin dini denetlemesi yerine, tüm inançlara (ve inançsızlığa) eşit mesafede durduğu "pasif" veya "özgürlükçü" bir laiklik modeli üzerine yoğunlaşıyor.
- Eğitim ve Kamu: Müfredat içerikleri ve kamusal alandaki semboller, laiklik ilkesinin yorumlanması konusunda toplumsal tartışmaların merkezinde kalmaya devam ediyor.