BOZKURT TÜRKLER İÇİN NE OLA!

Anımsayacaksınız Avrupa Futbol Şampiyonası'nda bir talihsizlik yaşamıştık. Futbolcumuz Melih Demiral gol sevincini bir işaret yaparak kutlamıştı. Sonunda da UEFA akıllara zarar bir kararla oyuncumuzu cezalandırmıştı. Yaptığı şey ise bir bozkurt figürüydü.

Bugün aslında bu figürün belki en başından itibaren Türklerle ilişkisini, Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve sonrasında bu sembolle ilişkisini, pullar meselesini, paralar meselesini, başkentimizin gururu, Zafer Anıtı’nda bulunan bozkurtlar meselesini konuşmak istiyorum. Konuğum Koleksiyoncular Derneği Başkanı Korkut Erkan.

Biz sizinle bu koleksiyon meselesini değil, bugün bozkurt meselesini, bir ulus olarak bizimle ilişkisini ve daha çok Mustafa Kemal Atatürk ile ilişkisini, bizim bozkurt simgesine olan tavrımız konusunu sizden dinlemek istiyorum.

Efendim şimdi ben Türklerin medeniyet tarihi içerisindeki yerinden ziyade, destanlarda Türkler bu konu içerisinde bozkurtun yeri ve önemini anlatarak başlamak istiyorum.

Türk milletinin edebiyatı ilk dönemde her şeyden önce uzun ve zengin bir destan edebiyatıdır. Destanlar milletlerin din, ahlak ve özellikle kahramanlıklarının masalısı manzum eserleridir. Bu manzum eserler halk dilinde halk arasında asıllarca yaşamış ve her yeni olayla biraz daha büyümüş, tazelenmiştir. Bu destanlar milli devrimler dönemine kadar devam etmiş, milletler büyük bir kuvvetle destan gelinliğini yaşatmışlardır.

Destanlar halk arasında süratle yayılmış, yeni yeni ilavelerle tek bir şairin değişik dil ve söyleyişleri bakımından bir milletin ortak müşterek eseri haline gelmiştir. Orta Asya'da milattan önce 700, milattan sonra 1100 arasında hükümranlık sürmüş olan Türk devletleri yaklaşık 1800 yıl kesintisiz devlet kurarak ülkelerini yönetmişlerdir. Bu dönemde eski Türk destanları olarak dört grup başlığı altında topluyoruz.

Birincisi İlk Çağlar dediğimiz döneme ait olan eski Türk destanları. Bunların en tanınmışı olan Yaradılış Destanı, Alper Tunga Destanı ve Şu Menkıbesi.

Hun destanları ise milattan önce 3.Yüzyıl ile milattan sonra 3.Yüzyıl arasında ortaya çıkmıştır. Ve bunun en önemlisi Oğuz Kağan Destanı'dır. Üçüncüsü ise Göktürk İmparatorluğu dönemindeki destanlardır.

Bunun birincisi Bozkurt Destanı, diğeri ise Ergenekon Destanı'dır. Daha sonra ise 9 Oğuz'dan 10 Uygur Türklerinin destanları yer almıştır.

Şimdi bunlar arasında özellikle Ergenekon Destanı özel bir yer tutmaktadır. Ergenekon Destanı'nda esas olarak İlhanlılara karşı savaşan Göktürk İmparatoru İlhan Bey'in Sevinç Han'a yenilmesiyle ordusunun ve halkının bir perişan halinde darmadağın olup yok olmasıyla iki kişi o soydan gelen oğlu Kıyan ve yeğeni Nüküz'ün bir dağların arasında bir gizli geçitten geçerek son derece mümbit bir vadiye gelerek orada yeşillikleri, toprağı ve de madenleri işleterek ve de çoğalarak tekrar bir büyük yoğunluğa kavuşarak yeni bir medeniyetin kurulmasını sağlıyorlar.

Dışarıyı merak ettiklerinden başka diyarlarda ne oluyor, dünyada ne oluyor tanıyalım diyorlar. Ve o zaman bir demirci burayı çeviren demir dağın eritilebileceğini söylüyor. Ve hakikaten 70 kat odun, 70 kat kömür, 70 adet körük konularak aylarca çalışarak demir eritiliyor.

Ve bu şeyden çıkan kişi ise, öncülük eden kişi ise Kıyan soyundan Börte Çine'ydi. Yani Bozkurt'tu Türkçe karşılığı. Demek ki bir Bozkurt buradan çıkışı sağlamış.

Demirleri Türkler eritmiş ve tekrar dünya medeniyetiyle yüz yüze gelmişlerdi. Ve bu öykü aslında bir gerçeklik payı da vardır. Çünkü Göktürklerin ve Hunların büyük baskılar altında kaldığı dönemde Ural Dağlarına sığınan Göktürkler orada 300-400 yıl kalmışlardır.

Özellikle madencilik konusunda çok önemli bir başarıları elde etmişlerdir. Güçlendikten sonra Orta Asya'nın büyük bir imparatorluğu olarak tekrar tarih sahnesine çıkmışlardır. Dolayısıyla Bozkurt son derece simgesel bir varlıktır.

Ve destanda Göktürklerin bir Bozkurt neslinden türediklerine, ne kadar çok inandıklarına ve şüphesiz eski bir Türk totemi olan Bozkurt'un Türkler arasında ne kadar kutsal ve ne ölmez bir sembol olarak yaşadığını göstermektedir. Şimdi bu Türk destanlarında bir özellik var. Burada çeşitli imgeler kullanılmış.

Mavi ışık bir Bozkurt'un dünyaya gelişinde kullanılmıştır. Ve o bir nurlar içerisinde, ışıklar içerisinde sembolize edilmiştir. Bunun yanı sıra Oğuz Kağan doğduğunda gene yüzü ve bedeni olduğu bir mavi ışık altında gösterilmiştir. Ve Oğuz Kağan yeni doğan çocuklarına ise gün, ay, yıldız adını vermiştir. Ağaç da çok önemlidir. Çünkü büyük zorluklarını ağaçla aşmışlardır. Ergenekon’u ağaçla yıkmışlardır. Ganimetlerini seferberlikte taşıma araçlarını geliştirmişler.

Bir diğer şey Bozkurt'tur. Türk neslinin anası Bozkurt olarak kabul edilmiştir. Onu yetiştiren bir kurttur. Oğuz'un onun çocuklarının ismi, on çocuğundan en sonuncularının ismi Bozkurt ve Asena'dır. Orduların önünde yol gösterdiler. Yine destana göre bir kurt, “Ben orduların önüne geçeceğim ve yol göstereceğim” der Oğuz Kaan’a. Hakikaten sabah kalktığında Oğuz Kağan bir Bozkurt'un en önde yürüdüğünü, orduyu dönem dönem durdurduğunu, bir tehlike işareti olarak onu belirttiğini bunları anlatır.

Yine orduların önünde yol gösterdiler. Askerler kurt çığlıklarıyla hücum ettiler. Bu bakın bizim günümüze gelen bir şeydir.

Bizim Mehmetçikler de bugün İslam dininin giriş döneminden sonra Allah Allah diye saldırı yapıyorlar. İngilizlerin, Yeni Zelendalıların hatıratlarında inanılmaz çığlıklar ve inanılmaz naralar atarak geliyordu. Korkudan titriyorduk diye bunlar anlatılır. Bu Oğuzlardan kalan bir şeydir bize. Yani Altay Türklerinden ve de Orta Asya Türklerinden gelen bir armağandır.

Yine Ergenekon'dan çıkışında hükümdar Bozkurt adını taşıyordu. Biraz önce belirttik. İslamiyet öncesi Türklerin onuru olan Bozkurt, destanlarımızda adeta bugünkü Türklüğü ve Türk kahramanlarını temsil eden Mehmetçik sembolünün tanrılaştırılmış sembolüdür. Önce tanrı olarak tapınılan Bozkurt, daha sonra bizzat kendilerinin Bozkurt neslinden geldiklerine inanılmıştır.

Oğuz Kağan'ın vücudu destanda böyle tanımlanır. Vücudu bir kurda benziyordu. O bozkurt sesi bizim savaş alanlarımızda parolamız olsun diye ayrı tutulmuştur deniyor.

Aynı benzetmeyi Nazım'ın Kurtuluş Savaşı'mızı anlattığı o büyük destanında Gazi Mustafa Kemal ile ilgili de aynı benzetme var. Gözleri çakmak çakmaktı ve bir kurda benziyordu diye aslında o aynı benzetmeye bir atıf var değil mi Korkut Hocam?

Kesinlikle. Aynı zamanda emperyalist devletler de bunu araştırıyor. Mesela Mustafa Kemal'e Bozkurt ismini takıyorlar. Bu diyorlar yeni bir medeniyetin öncüsü ve Türkleri bir yerden alıp bir yere taşıyacak insan diyorlar. Bozkurt için böyle bir anlam biçiliyor her yerde. Ama o kitapta tamamen Mustafa Kemal'i karalayan yazılarla dolu. Ne yazık ki birçok aydın onu okuyup belli bir süre onun etkisinde kalıp onu tartıştılar.

Şimdi kadın yer almaktadır. Kadın kutsaldır ve ilk defa insanların çoğalmasını Tanrı'ya talep eden bir kadındır. Tanrı'nın yanındaki, Ak Ana'dır. Bunun yanı sıra diğer Oğuz boylarında erkeğinin yanında yer alan, milletinin yanında yer alan olsun yanında yer alan kişi kadındır.

Şimdi bu arada bir Yada Taşı var destanlarda. Bir Uygur Hükümdarı Çinlilerin ezici gücü karşısında bir Çinli ile evlenip dengelemek istiyor. Ve bu arada çok önemli olan bir yada kayası var. Bu bir önemli bir taş.

Hafif mücevher yönü de var. Ve bu taşı istiyor Çinliler. Bu Prenses karşılığında söküp Çinlilere veriliyor. Çok kısa bir süre sonra büyük felaketler oluyor. Kıtlıklar, yokluklar oluyor. Ve halk diyor ki o taş verilmeseydi bunlar olmayacaktı. Bu aslında efsanelerden bize bir şeydir. Yurttan tek bir taşı bile vermeyeceksin. Ülkenin çakıl taşını vermiyor meselesi buradan geliyor.

Yine bir diğer şey su. Yurdumuzu denizlere ve ırmaklara kavuşturalım diyorlar. Ve bundan dolayı Hunlar Volga'yı geçerek birtakım imparatorluklar kuruyorlar. Türklüğü taşıyorlar. Siz söylediniz Endülüs'te, Cermenler'de, Macaristan'da ve Roma'da. Bu esas olarak böyle efsanelerdeki denizlere ulaşalım. Irmakları aşalım. İradesini de gösteriyor Türkler.

Maden ve isimleri. Maden isimlerini kullanıyorlar. Akhan diyorlar. Altınhan diyorlar. Demir oklar, boz oklar gibi isimleri. Maden soyları. Devlet kuruyorlar o isimleri. Ve burada iki noktada parantez açacağım. Şimdi bir at sırtında bir medeniyet şeyi vardır. Şimdi biz bir göçebe milletiz. Şimdi Göktürk Yazıtlarını okuduğu zaman, burada 15 bin tane sığır vesaire koyundan bahseder. Kendisine ait olan. Bu büyük bir feodal devletin açıklamasıdır aslında. Feodal devlet bir kabile toplumunun değil, daha sonraki yerleşik bir toplumun ve üretim düzeyinin geliştiği bir sürece işaret eder. Ve nitekim Türkler madenciliği işlemekte en önemli medeniyetlerden biri olmuştur.

Röportajın tamamı için:

https://www.youtube.com/watch?v=H_Ojo6omtCw&t=1s