Bayram tatili dönüşü, iç açıcı, huzur ve mutluluk verici güzel notlar paylaşmak isterdim ama, ne mümkün! Belki de son çeyrek asrın en hareketli, en şaşkınlık verici bir bayram tatilini yaşadık, diyebilirim.
Toplum, son yıllarda yaşanan pandemi yasaklarına, devam eden yoğun ekonomik krizin sıkıntılarına mı isyan etti? Yoksa, 31 Mart yerel seçim sonuçlarının yarattığı, bir coşkuyla mı çalkalanıyordu? Şehirler arası yollarda görülmemiş bir yoğunluk... haberlerde, beş bine yakın trafik kazasının yaşandığı, 66 can kaybının olduğu duyuruluyor. Bir kaç günlük bayram tatilinde trilyonlarca lira kredi kullanıldığı, kredi kartı ile büyük miktarlarda harcamalar yapıldığı bilgileri veriliyor.
Niğde-Ankara otoyolundaki dinlenme tesislerinde tek arabayı park edecek yer bulamıyorsunuz, uzayan akaryakıt, hatta tuvalet kuyruklarında, sıra yüzünden kavgaya tutuşanlar gördük. Ama, yine de insanların yüzlerinde tatlı bir rahatlama görülüyordu... yılların birikmiş stresini atmış olmanın, dostlarını, yakınlarını ziyaret etmiş olmanın, bir bayram kutlamanın mutluluğu okunuyordu. Arada bir de, “Bir daha bayram seyahatine çıkmam, imkanım varsa, diğer tatil günlerinde seyahat ederim” diye sitem edenlere, “İllallah!” diyenlere rastlanıyordu.
Bu bayram tatilinde yaşanan şaşkınlık verici gelişmeler, bu kadarla mı sınırlıydı? Tabi ki değil. Yerel seçimlerde büyük oy kaybına uğrayan 22 yıllık Ak Partili siyasal iktidar kanadı, adeta kabuğuna çekilmiş, iç hesaplaşmasını yapıyordu. Tek adam rejimine dönüşen Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin, toplumda karşılaştığı ağır tepkinin, nedenleri tartışılıyordu.
Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, bu tatil günlerinde pek izleme imkanımız olmadı. Neredeydi, ne yapıyordu göremedik. Ancak, 16 Nisan Salı günü akşamı, üç saat süren bakanlar kurulu toplantısının ardından açıklamalar yapıyor, iktidarın sosyal, siyasal, ekonomik her alanda başarı üstüne başarı sağladığını, dış politikada da bölgesel ve küresel barış yolunda önemli görevler üstlendiğini ifade ediyordu. İstanbul Beşiktaş’ta yaşanan yangından, Antalya Kepez’de meydana gelen teleferik kazasından söz ediyor, kurtarma çalışmalarında yoğun çaba gösteren kamu görevlilerini kutluyor, “Sorumlular hakında gerekli işlemler başlatıldı” diyordu.
Sosal medyada Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamalarına sorular yöneltiliyordu; “Çorlu tren kazasında, daha yeni Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasında, on binlerce insanımızın can verdiği deprem felaketinde, bugüne kadar neden bir tek sorumlu bulunamadı?” deniliyordu.
31 Mart yerel seçimlerinde en büyük oy kaybını yaşayan İYİ Parti ve lideri Meral Akşener de yoğun tartışmalar arasındaydı. Mayıs seçimleri öncesinde Altılı Masa ortakları ile birlikte adım adım zafere doğru ilerlerken, yakın gelecekte merkez sağın lideri olacağına kesin gözü ile bakılırken, beklenmedik şekilde 2 Mart krizini yaratan ve Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin yolunu yeniden açan Akşener, 31 Mart yerel seçimlerine hür ve müstakil olarak katıldı, siyasi hayatının en büyük yenilgisini yaşadı.
Akşener, partisinin 27 Nisan’da genel kurula gitmesine karar verdi ve yeniden aday olmayacağını açıkladı. Parti içerisinde genel başkan adayları ortaya çıktı, milletvekillerinden bir grup ise, “Akşener olmadan bu parti yürümez” görüşünde birleşti.
Ancak, Akşener’e en büyük çağrı iktidar kanadından geldi. İçerisinden ayrılarak İYİ Parti’yi kurdukları MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, daha önceleri sık sık tehditlerde bulunduğu, “Evine dön” çağrısı yaptığı Akşener’e şimdi, “Sensiz olmaz, İYİ Parti ayakta kalamaz, partini bırakma” şeklinde çağrıda bulunuyordu. Daha önce de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Ayrılamazsın, siyaseti bırakamazsın, sen gidersen devlet büyük zarar görür” şeklinde açıklamalar yapan Bahçeli’nin bu çıkışı da toplumda şaşkınlık yarattı.
Bahçeli de yetmiyor, Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan da Akşener’e çağrı yaparak “Partinin başından ayrılma” diyordu.
Ancak, Akşener’in, tüm günahları ve sevaplarıyla dişiyle tırnağıyla ayağa kaldırdığı İYİ Parti’nin genel başkanlığını bırakacağını bizler de pek düşünmüyoruz; daha önce de benzeri durumlar yaşanmış, Akşener, “Yoğun baskı üzerine devam ediyorum” demişti.
31 Mart yerel seçim sonuçları üzerinde yoğun tartışmaların yaşandığı bayramın son günlerinde İran’ın yüzlerce dronla İsrail’e hava saldırısı düzenlemesi de coğrafyamızda büyük endişeye yol açtı. Neyse ki bu saldırılar havada imha edildi, bir tek çocuğun yaralandığı, hiç bir can kaybının olmadığı haberleri verildi.
1968 yılında yaşanan Arap İsrail savaşında hepsi bir araya gelen 200 milyonluk Arap dünyasını hezimete uğratan, geçtiğimiz 7 Ekim’de Gazze tarafından Hamas örgütünün başlattığı savaşta da Gazze’yi yerle bir eden İsrail, İran’ın bu saldırısana şimdilik bir karşılık vermedi.
Dileriz bu noktada kalır, bölgesel ve küresel bir savaşın içerisine sürüklenmeyiz.