Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) haftalık grup toplantısında gündem yaratan açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin jeopolitik konumu, dış politika ve terörle mücadele gibi kritik başlıklara değinen Bahçeli, sürece dair yeni bir mekanizma önerisinde bulundu.
"Statü Açığı" ve Yeni Bir Koordinasyon Önerisi
Konuşmasının en dikkat çekici bölümünü terörle mücadele ve çözüm arayışlarına ayıran Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. MHP lideri, konuya dair şu ifadeleri kullandı:
"Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır."
Bahçeli, bu hedefe ulaşmak adına somut bir adım olarak "Barış Süreci Koordinatörlüğü" kurulması gerektiğini teklif etti.
Milli Birlik ve Çok Boyutlu Dış Politika Vurgusu
Bahçeli, yalnızca terörle mücadele konusunu değil, aynı zamanda Türkiye'nin dış dünyadaki konumunu ve iç ekonomik hedeflerini de mercek altına aldı. Konuşmasında öne çıkan diğer başlıklar şunlar oldu:
-
Jeopolitik ve Dış Politika: Türkiye’nin bölgesel gücüne dikkat çeken Bahçeli, dış politikada milli menfaatlerin korunması gerektiğinin altını çizdi.
-
Kıbrıs Meselesi: Kıbrıs konusundaki kararlı duruşun devam edeceğine vurgu yaptı.
-
Ekonomik Hedefler: Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşması noktasında ekonomik istikrarın önemine işaret etti.
-
Milli Birlik ve Seferberlik: Bahçeli, tüm bu hedeflere ulaşmak için ülke genelinde bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesi gerektiğini belirterek, toplumsal birliğin önemini vurguladı.
MHP liderinin bu açıklamaları, siyaset gündeminde hem terörle mücadele stratejisi hem de yeni bir süreç tartışmalarına dair kritik bir not olarak kayıtlara geçti.
Bahçeli'nin konuşmasının tamamı;
''Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir.
Türkiye kendi hikâyesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasiyle, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idraki, 2053’ün ufku ve 2071’in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır.
Türkiye’nin dış politika anlayışı barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihî tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir. Türkiye savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgemizin kalıcı istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemez. Diplomasi kanallarını açık tutar, ara buluculuk imkânlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir.
Ancak barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Ara buluculuk, herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası hâline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını kendi millî çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür.
Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye karşıtı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye masaya kendi aklıyla oturur; kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek görüntü siyaseti yapmaz.
Barış siyaseti yalnız iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye’nin barış dili, güçlü devlet kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir.
Türkiye’nin barıştan yana duruşu, Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. “Yurtta sulh, cihanda sulh” mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır; fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkünün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur.
Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezli temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkünü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiilî durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez.''