ATATÜRK’ÜN ANKARA’DAKİ GÖRÜNMEZ ROTASI

Abone Ol

Ankara’nın geceleri hep birbirine benzer. Rüzgâr aynı tepelerden eser, sokak lambaları aynı titrek sarılığı yayar, taşlar aynı serinliği taşır. Ama 1920’lerin ve 30’ların Ankara’sında bu sessizlik bambaşka bir anlam taşırdı. O yıllarda şehir yalnızca bir başkent değildi; tarihin yeniden kurulduğu bir laboratuvardı. Ve o laboratuvarın ortasında, neredeyse hiç konuşulmayan bir ayrıntı vardı: Atatürk’ün zaman zaman seçtiği görünmez bir gece rotası.

Herkesin bildiği resmî yol açıktı aslında. Çankaya’dan çıkılır, Maltepe üzerinden geçilir, Ziraat Mektebi’nin —bugünkü Gazi Üniversitesi’nin bulunduğu o eski kampüsün— yanından kıvrılarak ilerlenir, Talatpaşa Bulvarı’na inilir, oradan Meclis’e geçilirdi. O yıllarda Ziraat Mektebi tam bu hattın üzerinde, şehrin kalbinde duran büyük bir eğitim yuvasıydı. Atatürk de o kırmızı tuğlalı binayı defalarca ziyaret etmişti. Resmî güzergâhın en belirgin taşıydı adeta.

Ama bazı geceler bu bilindik yol kullanılmazdı. Köşk’ün kapısından çıkan araç, sessizce doğu yamacına açılır, Ziraat Mektebi’nin arkasındaki bağ teraslarının içinden geçen o eski yola yönelirdi. Bugün apartmanların altında kaybolmuş iki patika… O patikalardan biri Keçiören’deki bağ evine kadar uzanır, oradan Etlik sırtlarına çıkar ve Ankara’yı yukarıdan seyrederek tekrar Köşk’e dönerdi. Bu yol ne haritalarda vardı, ne protokol defterlerinde. Sadece Ankara’nın suskun topografyasında iz bırakan bir çizgi.

Bu görünmez rotanın neden var olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Ama o dönemin Ankara’sına baktığımızda bazı sezgiler kendiliğinden beliriyor. Menemen’in gölgesi henüz dağılmamıştı. Balkanlardan, Kafkasya’dan sert rüzgârlar esiyor, yabancı istihbaratların ayak sesleri duyuluyordu. Bazı geceler Köşk çevresi “fazla hareketli” bulunur, en bilinen yol en riskli yol sayılırdı. Böyle zamanlarda sessiz bir hat, güvenliğin doğasına daha yakındır.

Fakat mesele yalnızca güvenlik değildi. Keçiören’deki bağ evinde yapılan bazı özel görüşmelerden söz eden iki ayrı tanıklık var. İsim vermiyorlar ama görüşmelerin resmî kayıtlara girmediğini söyleyecek kadar nettir ifadeleri. O dönem Ankara’sının düşünce dünyası, bazen beklenmedik saatlerde, beklenmedik yerlerde kurulan sohbetlerle şekillenirdi. Bu rotanın sessizliği böyle temasları da mümkün kılmış olabilir.

Bir başka ihtimal ise Ankara’nın topografyasının kendisinin söylediği bir şey: Bu yol bir tür acil durum hattı da olabilir. Çankaya’nın arka yamacı, bağların arasındaki doğal koridorlar, Keçiören’in yükselen sırtları ve Etlik’in rüzgârı kesen tepeleri… Dünyanın pek çok başkentinde lider konutları için planlanan “sessiz tahliye hatlarına” Ankara’nın coğrafyası zaten doğal bir karşılık veriyordu. Köşk’te çalışan iki memurun notlarında geçen “ara yol” ifadesi de bu ihtimali güçlendiriyor.

Bugün o yolun büyük bölümü kaybolmuş gibi görünebilir. Betonun altında ezilmiş, izlerini ancak dikkatli bir gözün fark edebileceği ölçüde silinmiş… Ama Ziraat Mektebi’nin arkasındaki eski bağ teraslarının hafif çökük çizgileri, Keçiören’e doğru yükselen taşlık kıvrımlar ve Etlik tepelerinin neredeyse hiç bozulmamış silueti hâlâ o gecelerin tanığıdır.

Belki de Atatürk, gecenin en derin saatlerinde bu yolu seçerken yalnız kalmak istiyordu. Belki Ankara’yı yukarıdan seyretmek ona düşünmek için bir alan açıyordu. Belki biriyle konuşması gerekiyordu. Belki de yalnızca içgüdü… Bazı liderler, en doğru yolu karanlıkta bulur.

Kim bilir?

Ankara’nın görünmez rotası, işte bu bilinmezliğin kıyısında duruyor. Haritalarda olmayan, belgelerde adı geçmeyen, ama şehrin hafızasında bir gölge gibi varlığını sürdüren bir çizgi… Ankara’nın yalnızca taşlardan ve binalardan değil, görünmez yollardan da oluştuğunu hatırlatan ince bir iz.

Tarihin yüksek sesle anlattığı şeyler vardır; bir de yalnızca gece duyulan fısıltıları.
Bu rota, o fısıltıların en incesidir.