ANKARA'NIN MÜCEVHERİ. HALKIN DİLİNDE ASLANHANE CAMİİ...

Bu kez sizinle Selçuklu İmparatorluğu’nun Ankara’ya bıraktığı benim için mücevher niteliğinde bir yapıyı konuşacağız. Ankara'da Saman pazarındayız. Ankara kalesindeyiz ve çok kıymetli bir yapının önündeyiz. Bu yapı, Selçuklu İmparatorluğu'nun, Anadolu coğrafyasında bıraktığı en kıymetli yapılardan biri. Hatta molemental diye tarif edilecek kadar kıymetli bir yapı. Evet böyle bir yapıyı da en azından bu yapı konusunda, doktora seviyesinde bilgileri olan biriyle paylaşmam gerekiyordu. Onun anlatısına ihtiyacımız vardı. Çok genç bir arkadaşım; Doğukan Yağcı. Kendisi hem arkeolog hem de Sanat tarihçisi. -Doğukan hoş geldin.

-Hoş bulduk. Öncelikle kanalınız da bana yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

-Vallahi şunu söyleyeyim, eğer anlatın izleyicilerimiz açısından beğenilirse, seninle Ankara ve çevresinde, kalede, uzmanlığına dayalı alanlarda çekim yapmayı da çok isterim açıkçası. Şimdi şöyle yapalım. Bu bu yapıyı bize bir anlat, adı ne? Kim, ne zaman, hangi coğrafyada, hangi tarih aralığında yaptı? -Klasik Selçuklu yapıların, en güzel örneklerinden, Selçuklu ahşap direkli camileri içinde, en görkemli eserlerden biri. Ahşap direkli camilere; Afyon Ulu, Sivrihisar Ulu ve Beyşehir Ulu camide karşılaşıyoruz. Ahşap direkli cami geleneği, özellikle Orta Asya'dan gelip ve burada necarlik, marangozluk geleneği ile buralarda çalışmalar yapmış ustaların elinden çıkan muazzam bir ahşap işçiliğinden dolayı kaynaklanıyor. -Bunu yapan da bir neccar.

-Bir neccar.

-Kim?

-Muhammed Bin Neccar adında, minberin üzerinde de kendi ismi bulunmakta, birazdan bahsedeceğimiz, göreceğimiz minberde de, güzel, özellikle kendi ismini de bir kısmına işlemiş.

-Yanılmıyorsam bunun içinde 12 tane ahşap sütüm var değil mi?

-Evet. Camimiz şöyle; sütunlar 4 kısmı ayrılıp ve 5 sağına bölüp, mihraba dik şekilde uzanmış, Cami planı diyoruz. Bu planda aslında, bazı araştırmalarda da Bazilika plan dediğimiz, kilise planı uygulanmış. Bunun da yine, Orta Asya'dan ve aslında kökeni Karahanlılar ve Gaznelilere dayanıyor, bu ahşap direkli Camilerin. En güzel örneğinde Ankara'da bu camide yapıldığını görüyoruz. -İzleyenleri daha fazla merakta bırakmayıp, adını da söyleyelim.

-Ahi Şerafettin Cami. Bir diğer adıyla Aslanhane Cami.

-Aslanhane aslında halk arasında kullanılan bir yaklaşım. Niye Aslan?

-Çünkü yanında bulunan zaviyesinden dolayı, bir Külliye yapısı aslında burası. Bir Selçuklu Külliyesi. Zaviyesinde bulunan, aslan heykellerinden dolayı, halk arasında Aslanhane diye adlandırılan bir camimiz. -Dilersen caminin içine geçelim, hem yapıyı izleyenlerimiz görsünler, hem minberi görsünler. Kitabeleri olmalı. Hatta o dönem bütün mimarilerinde rastlanıyor, siz arkeologların; devşirme dediğimiz bir teknik var. O da aslında çok teknik sayılmaz. Roma Bizans dönemi yapıları yıkıldığında, oradan elde ettikleri taşları, yeni dönem, kendi yapılarında kullanıyorlar.

-Çok fazla var, bu camide özellikle bir devşirme cenneti diyebiliriz. Gördüğünüz gibi minaresi, musalla taşı bile devşirme bir malzemeden yapılmış. İçeride birazdan göreceğiz, sütunların başlıkları bile devşirme malzemeden kullanılıyor. Daha önceki kaynaklardan burada, bir rivayete göre; büyük bir Roma Tapınağı olduğunu ve Roma tapınağının üzerine inşa edildiğini, zaviyesinin ve külliyesinin- -Bu vakıfların dökümanlarında var.

-Tabi çok eski kaynaklarda, bununla ilgili bilgiler var. Bununla ilgili akademisyenlerimiz, çok uzun yıllar Cami araştırması yaptılar.

-Doğukan şimdi bir süre önce, biliyoruz Ankara'nın 3 tane sur duvarı var, bir kale duvarı var, bir onu çevreleyen ikinci duvar var, az bilineni çünkü günümüze, hiçbir örneğinin gelmediğini düşündüğümüz, Celali İsyanları sırasında yapılmış bir üçüncü duvar var. Biz o duvarı Arkeologlar Derneği Başkanı, Ateşoğullarıyla beraber bir program yapmıştık. Orada da kalan son parçayı bulduk ama bulduğumuz şey şu, açıkçası; Roma Bizans döneminin dev taşları taşınmış ve orada kale duvarı olarak kullanılmış. Zannediyorum Ankara'daki Roma Tiyatrosunun taşları da, yani; tiyatronun sahne dekorundan tutun, bütün seyirci koltukları da, böyle kullanılmış darmadağın.

-Tabi, özellikle şöyle bir şey var. Ankara dediğimiz çok büyük bir Roma kenti.

-İkinci büyük kenti ya.

-Roma buraya çok önem veriyor. Baktığımız zaman Roma Tiyatrosu-

-Roma Hamamı.

-Roma yolu-

-Augustus mabedi burada. Yazıtlar kraliçesi var.

-Büyük bir kentin aslında izlerini, özellikle yeni yapılarda görüyoruz. Devşirme malzeme dediğimiz şeylerde, kalede olsun, direkt camilerimizde olsun... çok fazla sayıda var.

-Doğukan, bir kitabeden söz ettin, ben Çıplak gözle algılamakta zorluk çekiyorum ama burada bir Kitabe var öyle mi?

-Evet. burada "Allah-u Mağfir Seyfettin" ibaresini görüyoruz. Selçuklu Emiri Seyfettin Çeşnigir tarafından yaptırıldığı ve bu kitabenin ona ait olduğu çalışmalarımızda var.

-Bunu bu haliyle sen okudun öyle mi?

-Evet. Çevirdik hocam. Benim kendisi de tez Camim. O yüzden zamanında çok büyük araştırmalar yapmıştım.

-Hayır, burada bir kitabe var derken, sadece girintiler çıkıntılar var ama aslında bunlar harfler.

-Evet, hocam. Daha okunaklıydı eskiden.

-Koruyamadık.

-Evet, biraz tabi yıpranmalar olduğundan dolayı, taş malzemesinden dolayı özellikle ama yapımızın şöyle bir kitabesi burada, bir tanesi birazdan göreceğiz, minber üzerinde olmak üzere üç tane kitabesi var. Onarım ve yapım kitabeleri olmak üzere ayrılıyor ama asıl yapılanın, Seyfettin Çeşniğir tarafından caminin yapıldığı, daha sonradan Ahi kardeşler tarafından onarılınca, onların isminin verildiğini düşünüyoruz.

-Onaranların adını alıyor.

-İnanılmaz kıymetli bir yapının içindeyiz şu an. Çok heyecan verici bir şey. Bence Ankara'da yaşayıp da bu yapıyı görmemek olmaz. Hakikaten herkesi davet etmek lazım, müthiş bir yapı. 12 sütununu görüyoruz, tepelerinde Roma, Bizans sütunları var. Tepe, üst çatı, hakikaten necarlığın zirvesi. -Mihrabımız, şöyle hocam; Selçuklu'nun en kıymetli mihrap örneklerinden biri. Bu aslında alçı ve çini plakaların bir arada kullanılması, İran tarafından gelen bir gelenek. Oradaki yapılarda da çok fazla görüyoruz. Aynı benzer örneği ahşap destekli camiler dediğimiz, yine bizim Sivrihisar Ulu, Afyon Ulu ve Beyşehir Ulu camilerinde... Eşrefoğlu camisinde gördüğümüzü mihrap örnekleri ile aynı. Mihrap'ın tabi özelliği hocam; tamamen çini plakalarla, Selçuklu motiflerinin işlendiği, biz Palmet ve Runi süslemeler diyoruz, bu süslemelere... Firuzan, mor ve siyah rengini kullanır Selçuklu. O renkleri kullanaraktan yaptığı ve köşe bordürlerinde olduğu gibi, Ayetel Kürsi ve ayetlerin yazdığı alçıdır, köşe süslemeleri. Aynı şekilde bizim bu parçalara sütunceler diyoruz. Onlarda bile bitkisel süsleme ve üzerinde ayetlerin yer aldığı muazzam bir Selçuklu işçiliği, tabi bu da caminin ahşaplarıyla, mihraplarıyla ve minberiyle beraber UNESCO'ya aday olmasının önünü açan bir sebep oldu.

-Bu en tepede yılanlar, ejderhalar görüyorum. Bir adı var mı bunun?

-Tabi hocam. Selçuklu yapılarında Palmet ve Runi süslemesi, yılan ve ejder motifini çok fazla kullanıyor. Bu da aslında Orta Asya geleneğinden... Şifahanelerde, camilerde, darülşifalarda-

-E tabi, doktorların, tıbbın simgesi yılandır zaten.

-Evet. Ondan dolayı hayvansal süslemeleri, özellikle Selçuklu Camilerinde çok fazla görürüz. -Çinilerinin renklerinden her şeyi anlıyoruz değil mi?

-Evet, bir çininin renginden bunun Selçuklu mihrabı, görkemli bir işçilik olduğunu görüyoruz. Yine aynı şekilde bizim Selçuklu yıldızı, 8 kollu yıldızdır. Ondan, içinde bitkisel, stilize bitkisel süsleme diye terminolojik olarak adlandırdığımız, süsleme üslubu var. Bunu bile görmemiz, Palmet ve Rumi, bunu bir Selçuklu Cami olduğunu tam anlamıyla anlıyoruz.

-Tam senin arkanda, oraya da geçelim. Bu yapıda dehşet hakikaten, ahşap işçiliğinin bir başka zirvesi diye görülüyor değil mi?

-Minber Ahilerin, özellikle neccarlık geleneğinin, neccarların muazzam bir eseri. Biz buna taklit Kündekari diyoruz. Çivisiz, birbirine geçme parçalarla... Parçaların hepsi, baktığınız gibi hocam, parça parça tutturulmuş. Hiçbir çivi kullanılmadan oturtaraktan, her biri puzzle gibi, tek tek geçmelerle yapılmış, bir süsleme. Buralarda da ajur tekniği kullanılmıştır. Az önce neccar dedik, Muhammed Bin neccar. Yapan neccarın adı da, aynı şekilde minberimizin üstünde duruyor. Bu köşeler neccarların geliştirdiği yeni bir ajur tekniği dediğimiz teknikle yapılmış. Yine 8 kollu Selçuklu yıldızlarından, içinde Palmit ve Rumi süslemeler dediğimiz, süslemeler bulunuyor. Tabii minberin üzerinde de bir yapım kitabesi bulunmakta.

-Bunun ahşabı? Ceviz ağacından hocam. Üzerindeki bir kitabeden dolayı da, 13 yüzyıla tarihlendirmemiz doğru oluyor. Sütunlar yine sahanın dediğimiz, bizim orta kısımları birbirinden ayıran, sütunlarda çok önemli. Mihraba dik uzanması dediğimiz aslında Orta Asya Cami geleneği, o Karahanlı ve Gaznelilerin ahşap destekli cami geleneğinin-

-Belki biraz Harezm gibi.

-Harezm, geleneğinin aslında burada da devam ettiğini ve bunu da araştırmalarda Ankara Ekoli Camiler diye eğitimimizi bu şekilde yapıyoruz, benzer camilerde.

-Hakikaten çok heyecan verici. Ancak bu işlemeyi görünce aklıma geldi, Ahi Şerafettin'in, şimdi anlıyoruz ki yapan değil aslında, onarım sürecinde devrede olan kardeşlerden biri. Ahi Şerafettin'in Etnografya müzesinde olaganüstü bir, sandukası var. Olağanüstü bir ahşap işçiliği. İnsanın hakikaten nutku tutunur, orayı izlediğinde. O işçiliği burada görüyorum. Benzer dönem tabi.

-Tabi hocam, neccarlık geleneğinden kaynaklanan acur tekniği dediğimiz Sanduka'nın üzerinde de, ayetlerle tek tek elle işlenerekten, motifler verilerekten muazzam bir Sandukası yapılıyor. Şöyle de bir bilgi var hocam, Ahi Şerafettin'in özellikle burada da bir tarihte, vakıf kaynaklarına baktığımızda bir seracesi bulunuyor.

-Ne demek serace?

-Bir yazıt. Hz. Ali'nin silsilesindendir diye yazıyor. Buradan da şu kaynaklara ulaşabiliyoruz, tabi sandukasının üzerinde de Ahi Şerafettin, özellikle Ahi Muazzam dediğimiz ahilerin muazzamı, bir çok ibarede bulunur. Üzerinde Şerafettin'i ve özellikle babası Ahi Hüsamettin'e çok büyük bir saygı var. Onlarında tabi, serace silsileye baktığımız zaman, birazdan türbesinde de, yazıtında da, kitabesinde de, Hz. Hüseyin'in torunu, Hz. Hüseyin'in soyundan ve Hz. Ali ibarelerini görüyoruz. -Ama yani Ahi geleneğinde, köklerinde, Alevi Bektaşi geleneğini zaten biliyoruz.

-Evet, Doğukan, burası neresi, nereye getirdin bizi?

-Hocam burası Aslanhane Caminin zaviyesi. Zaviyede bizim için önemli çünkü o yıllarda cami ile beraber; bir eğitim ve usta çırak ilişkisinin geliştirildiği, hem okul hem de eğitim sanat okulu gibi amaç güden kısmı. Tabi bunun şöyle bir önemi var. Ahiler özellikle yaptırdığı camilerde de, külliye planlamasına bağlı olaraktan, zaviyesini de yaptılar. Bunda bizim için camimizin, Aslanhane diye anılması-

-Güzel yani aslan adı bu sütunlardan geliyor, daha doğrusu bu heykellerden geliyor.

-Evet, hocam. Zaviyesinin güney batı duvarında bulunan aslan heykellerinde, o yıllarda bulunduğundan dolayı, halk arasında Aslanhane Cami olaraktan da adlandırılıyor. Bu açıdan çok önemli.

-Yine burada sizin devşirme taşlar görülüyor. Burada da kullanmışlar.

-Kesinlikle, Roma dönemi devşirme taşları zaviyesinde de, yine sütun başlarında ve sütun gövdesinde olmak üzere, her yerinde, Roma dönemi sütünü, devşirme malzemeleri kullanılmış.

-Bunun 1900'lü yıllardan çekilmiş bir fotoğrafını anımsıyorum. Hakikaten bambaşka bir yapıyla karşı karşıyayız açıkçası. Sivalı bir yapı görüyoruz.

-Ahi Şerafettin'e ait olduğu bilinen türbedeyiz. Çevresinde de mezar yapıları görülüyor. Evet, burayı anlatabilir misin Doğukancım?

-Tabi hocam, şimdi türbe, bizim Selçuklu türbe yapısı dediğimiz çok güzel örneklerden biri. Baktığımızda yine devşirme malzemelerin, yine burada çok fazla sayıda kullanıp ve türbenin neredeyse tamamının devşirme taşlardan yapıldığını ve bir çoğu da yazıtlıdır hocam. Zaviye ve türbede bulunan taşların. Dikdörtgen bir şey üzerine sekizgen kasnak ve konik dediğimiz bizim Selçuk'ta kullanılan bir türbe planması yapılmış.

-Bu başından beri koni değil ama değil mi?

-Değil hocam. Tabi eski arşivlerde, daha kırma çatılı bir kubbesi bulunurken-

-Güzel sen onun bizimle paylaştığın bir görüntü var. Biraz daha farklı.

-Biraz daha farklı, sonradan aslında Selçuklu türbe yapısına uygun olaraktan inşa edilmiş. Türbenin şöyle bir önemi var hocam; kitabesi üzerinde bulunduğundan dolayı bizim için çok kıymetli.

-Orada ne yazıyor?

-Hz. Hüseyin soyundan Allah lütfuna erdirsin ve Hz. Hüseyin ve ailesinin kökeninden gelen Ahi Şerafettin yazmakta. Bu da bize aslında, gelen silsilenin kimlerin torunu olduğu, nereden geldiği, soyunun ne olduğu hakkında çok önemli bilgiler veriyor. Kitabeler bunun için bizim için çok önemli. Tabi yanında da bir haziresi, bir mezarlık kısmı bulunuyor. Bu da bizim için kıymetli.

-Burada hem de çoluk çocuk mezarlar değil mi?

-Çocuk mezarları var, dediğimiz lahit tipi mezarlar, özellikle sanduka tipi mezarlar dediğimiz, çok farklı şekilde yazıtlı mezar taşı da bulunmakta. Tabi daha sonradan bunların, hem Ahiler döneminde kalan Ahilerin mezar taşları, camiyi yapan, hazresinde yatan kişilerin mezar taşları olduğunu da düşünüyoruz. -Güzel, çok teşekkür ediyorum Doğukan.

-Ben teşekkür ederim hocam.

-Gerçekten çok zengin bir anlatı oldu diye düşünüyorum. İzleyenlerimiz açısından da öyle. Çok özel şeyler öğrendik seninle. Dilerim önümüzdeki günlerde kale ve çevresini, yine senin uzmanlık alanın içinde izleyenlerimizle paylaşalım. Bizim işimiz bu zaten, paylaşmak gerek. Ne kadar çok arkadaşımız, dostumuz, bunu anlıyor ve biliyorsa, öğreniyorsa, biz bundan mutlu oluyoruz.