*Sevgili Ruşen Keleş hocam, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hemşerilik beratının verilmesi meselesi var. Daha doğrusu bunun kabulü. Bu da aslında bir başka gerekçeye dayalı bir şey değil mi? Arka planı var bunun.
Evet yani o arka plan, hainler bugün de var ama o günlerde de vardı. Mutlaka olmasını istemeyenler çok ağırlıklarını koymaya çalışıyorlar. Fakat bu bir şekilde aşılıyor bildiğimiz gibi. Ve Atatürk bunun da her zaman övündüğünü söyler hale gelmiştir. Konuşmalarında ve yazılarında.
*İzlemeyen konuklarımız açısından hatırlatalım. Parlamenter hayatını milletvekili olarak sürdürmenin koşullarını değiştirmeye kalkıyorlar. Yani yanılmıyorsam 5 yıl aynı mekânda aynı yerde ikamet zorunluluğu gibi. Ama Mustafa Kemal hayatı boyunca cepheden cepheye koşmuş biri. Yani 5 yıl oturup. Ankara'da 5 yıl sürekli olarak ikamet etmesi imkânı yok zaten. Ama böyle bir bahane üreterek onu siyasetin dışında bırakmak istiyorlardı.
Yani iki konu benim için çok değerli. İkisinin de bu noktaları çok kıymetliydi. Bunları anımsattınız.
Tabi başkent olduktan sonra da Ankara'yı çağdaş bir başkent haline getirmek için adımlar atılmak gerekiyordu. Büyük Millet Meclisi'ne 1925’te 580 sayılı kanunu getirdiler. O zamanlar Ankara kale ve civarındaki mahallelerden ibaret. Doğal olarak Başkent olunca nüfusu artacak, memurlar gelecek ve daha da önemlisi demin konuştuğumuz o batı ülkelerinin İstanbul'da oturmaya alışık olan büyük elçilerinin Ankara'ya gelmeleri gerekecek. Bu elçilerin ısrarları yıllar sürüyor. Nasıl itiraz ettilerse, İtalya, İngiltere başta olmak üzere Fransa gibi ülkeler büyük elçiliklerini İstanbul'dan Ankara'ya taşımakta da direndiler. Ama hep İngiltere'nin başının altından çıkıyor bunlar. Onları ikna ediyor Ankara'ya gitmeyin diye.
Ama Atatürk çok usta bir devlet adamı olarak biliyorsunuz. 29 Ekim kutlama törenini öyle bir tarihte Ankara'da yapıyor ki İngiliz Krallığı'nın doğum günüyle örtüştürüyor. Haziran ayının 3'ü diye hatırlıyorum ben.
Ve Ankara'ya gelmemekte direnen İngiliz büyük elçisini İstanbul'dan Ankara'ya o resepsiyona gelmeye mecbur ediyor. Çünkü Krallığı'nın da doğum günüyle örtüşen bir resepsiyon. Onu oyuna getirmek suretiyle, bu taktiği uygulayarak getiriyor. Fakat bu bir geçici şey tabii. Geçici önlem, İngiliz, İtalyan, Fransız büyük elçilerinin ve diğerlerinin İstanbul’dan Ankara'ya taşınmaları için bedava arsa veriliyorlar. Bizim Atatürk Bulvarı ve Cinnah'ın sağ tarafındaki büyük elçilerin arazilerini bedava alıyorlar. Ona rağmen yine gelmemekte direniyorlar. Ama sonuçta buna mecbur oluyorlar.
*Bu başkent meselesini konuşurken şeyin altında çizelim hocam? Atatürk nutukta söylüyor bunu. Yani Ankara'yı sadece coğrafi stratejik nedenlerle değil, tarihi nedenlerle de seçtim derken, bu kadim şehrin 5000 yıllık tarihini, şehrin yanılıyorsam 5 ya da 6 tane büyük topluluğa başkentlik yapmış olmasını da dikkate alıyor. Bunların arasında bir cumhuriyet ve başkent deneyimini biz Ahi Cumhuriyeti'nde yaşıyoruz. 1240'lar, 1310-20'ler aralığında bir 70 yıl süren Ahi Cumhuriyeti'nin başkenti.
Başkentliği denemiş, yaşamış Ankara ve Ankara halkı bu bakımdan Ankara'nın başkent olmasını hak eden bir yerel topluluk diye değerlendirilebilir. Sonra planlı olarak Ankara'yı ve modern yöntemlerle Ankara'yı başkent yapmak istiyorlar. O demin söylediğim kanunla oldukça geniş bir arazi kamulaştırılmak suretiyle Ankara şehir emanetine veriliyor.
İşte bakanlıklar vesaire; Çankaya, Kavaklıdere bu semtler bu topraklar üzerinde kuruluyor. Önce Löher'in bir planlaması var, sonra da bildiğimiz Jansen planı. Bunlar çok önemli adımlar. Ama Jansen'in yaptığı planda Ankara Kalesi Ankara'nın her tarafından görülebilecek şekilde bir plan yapılmalıdır deniyor. Bu şehirde binalar yükselmemelidir diyor. 1920'lerin sonunda yapıyor planını. 18 yıl geçtikten sonra gelip planının gereği gibi uygulanmadığını, arsa spekülasyonunun başına alıp yürüdüğünü, yüksek binaların yükseldiğini görünce de bu planın altından benim imzamı silebilirsin diyor.
Biz bunları Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde kürsünün kurucusu, duvarlarda fotoğrafı bulunan, Nazi Almanya'sından kaçarak buraya gelen Ernest Reuter’den öğrendik. Reuter, bunları derslerinde uzun uzun geleceğin valilerine, kaymakamlarına anlatmıştır Türkçe olarak.
Reuter döndükten sonra Berlin Belediye Başkanı olmuştu. Bu sene ölüm yıldönümünde 20 Mayıs’ta onun anma toplantısında beni de davet ettiler. Ankara'nın Başkent oluşunu tartışacağız.
*Ben o beyefendinin size el verdiğini düşünüyorum açıkçası hocam. Yani tam böyle bir bayrak değişimi olduğunu biliyorum. En azından duymayanlar açısından söyleyeyim. Hem cari valilerin, vali muavinlerinin, kaymakamların hem de önceki dönem valilerin tamamının neredeyse sizin öğrenciniz olduğunu biliyorum. Şimdi de o öğren ilik görevini bizler üstleniyoruz. Bu değerli bilgileri bizlere aktardığınız için size teşekkür ediyorum.