ANKARA MUŞTUSU

Abone Ol

Bazen bir şehir, kaderini kendi taşlarının içine saklar. Ve bazı insanlar vardır ki, o kaderi herkesten önce hisseder. Kızılcagün TV’de yayınlanan Gizlenenin Peşinde programında, felsefeci-yazar Azmi Gündoğdu Bey’le yaptığımız “Müstak Baba’nın Kehaneti” başlıklı bölümde tam da böyle bir iz sürdük. Üstelik Azmi Bey’in Müstak Baba’yla yedinci kuşaktan akrabalığı bulunması, anlatılanları sıradan bir tarih sohbetinin çok ötesine taşıyordu. Konu, 1800’lü yıllarda yaşamış mutasarrıf ve mutasavvıf kimliğiyle bilinen Müstak Baba’nın Ankara’da yazdığı son derece çarpıcı bir kasideydi. Rivayete göre Müstak Baba Ankara’ya gelir, Hacı Bayram Veli’nin türbesini ziyaret eder ve burada Ankara’ya hitaben o ünlü kasidesini kaleme alır.
Ama bu sıradan bir şiir değildir. Çünkü kasidenin ruhunda adeta bir “haber verme”, bir “muştulama” hali vardır. Sanki Müstak Baba, henüz kimsenin görmediği bir geleceği Ankara’ya fısıldamaktadır. “Ey Ankara… Sana bir muştum var…”
İnsan bu cümleyi duyunca ister istemez durup düşünüyor. Çünkü bu satırlar yazıldığında Osmanlı Devleti hâlâ ayaktadır. İstanbul tartışmasız merkezdir. Ankara ise yorgun bir Anadolu kentinden ibaret görünmektedir. Fakat kasidenin satırlarına dikkatle bakıldığında çok ilginç bir yapı ortaya çıkar. Programda Azmi Gündoğdu Bey’in anlattığı yorum gerçekten dikkat çekiciydi. Kasidenin belirli bölümlerindeki harf dizilimleri takip edildiğinde sırasıyla A… N… K… A… R… A harfleri beliriyor. Yani doğrudan Ankara. Üstelik mesele yalnızca harfler de değil. Kaside boyunca hissedilen ana duygu, büyük bir karışıklık ve çöküş döneminden sonra yeni bir merkezin doğacağı düşüncesidir. Müstak Baba’nın yaşadığı dönem zaten Osmanlı’nın sarsılmaya başladığı yıllardır. Anadolu’da huzursuzluk, ekonomik sıkıntılar ve çözülme hissi vardır. Ama Müstak Baba karanlığın ardından yeni bir merkez tarif eder. Ve bu merkezin adı Ankara’dır. Bugün geriye dönüp bakınca insan ürpermeden edemiyor. Çünkü Müstak Baba’nın bu satırları yazdığı yıllarda Ankara’nın ileride başkent olacağına dair hiçbir siyasî işaret yoktur. Ama tam yüz yıl sonra… 1923’te Cumhuriyet ilan edilir ve Ankara başkent olur. İşte programda üzerinde durduğumuz en dikkat çekici ayrıntılardan biri de buydu. Kasidedeki bazı ifadelerin ebced hesabıyla Hicrî 1341’e işaret ettiği yorumlanıyordu. Bu tarih Miladî olarak 1923’e denk geliyor. Tesadüf mü? Belki. Ama Anadolu tasavvuf kültüründe bazı şehirlerin kader taşıdığına inanılır. Bazı mutasavvıfların da yaşadıkları çağın ötesine dair sezgiler taşıdığı düşünülür. Ben burada kesin hükümler vermekten yana değilim. “Müstak Baba geleceği gördü” demek kolaycılık olur. Ama şu sorular gerçekten kolay cevaplanmıyor:
Bir mutasarrıf neden özellikle Ankara için böylesine güçlü bir “muştu” versin? Neden Hacı Bayram’ın huzurunda Ankara’nın adını satır satır işlesin? Neden kaos sonrası doğacak yeni merkezden söz etsin? Ve neden bütün yollar dönüp dolaşıp 1923’e çıksın? Belki de bazı şehirlerin kaderi, devletlerden önce yazılır. Ve belki Ankara’nın başkent oluşu yalnızca siyasî bir karar değil; Anadolu’nun derin hafızasında çok önceden yankılanan bir çağrının sonucuydu. Bugün Hacı Bayram’ın avlusunda durup Ankara Kalesi’ne doğru baktığınızda insanın aklına şu soru geliyor: Acaba Müstak Baba gerçekten geleceği mi gördü? Yoksa Ankara’nın kaderi, yüzyıllar önce bu taşların arasına mı bırakılmıştı?