Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Beşiktaş Süper Lig'in ilk yarısını lider tamamladı
Beşiktaş Süper Lig'in ilk yarısını lider tamamladı
Mesut Özil, Fenerbahçe ile ilk antrenmanına çıktı
Mesut Özil, Fenerbahçe ile ilk antrenmanına çıktı
5 bin 277 vaka, 140 vefat!
5 bin 277 vaka, 140 vefat!
Ankara’da doğalgaz kullanımının yaygınlaşması hava kalitesini artırdı
Ankara’da doğalgaz kullanımının yaygınlaşması hava kalitesini artırdı
Kartaltepe Pazarı hizmete açıldı
Kartaltepe Pazarı hizmete açıldı

SİNAN VARGI

Zoom Üzerinden Ruhsal Terapi
23 Kasım 2020 Pazartesi

Kuaförde beş yıl manikür yapan bir kadın ile elektrik süpürgesi pazarlayan bir erkek bir araya gelip, “ Ruhsal, psişik, mental arınma “ adı altında kurslar düzenleyip insanların ruhsal sorunlarına çare aradıklarını iddia edebiliyorlar. Ne yeterli bir eğitim var ne bir özgeçmiş, ne de bunları kontrol eden bir kurum. Bayan ortak, yıllar boyu elinde tırnak törpüsü ile kadınların sorunlarını dinlediği için olayı biliyor. Eş bulma, arkadaş bulma belki sevgisizlik, aldatma belki biraz manevi şiddet, beğenilme arzusu, maddi sıkıntılar konusunda tecrübeli. Diğer ortak ise, alttan girip üstten çıkıp damarına göre şerbet verip mal satma konusunda uzman. 
Reklamını en çok gördüğüm ise bio enerji uzmanları. Bu işin doğuda çok uzun süreli bir eğitimi olsa da bizim ülkemizde hemen herkes bio enerji uzmanı. Bir kaç arkadaşı reklamını da yapınca tamam. Geçen gün bir radyoloji doktoru arkadaşım anlatıyor. “ Tüm organlarınız normal görünüyor dediğim hasta şüpheyle yüzüme bakıp “ emin misiniz, sol böbrek ve pankreasta sorun olmalı” diye söylendi. Hatırı sayılır para ödediği bioenerji uzmanı elini gezdirip söylemiş. İkna edemeyince; o elleriyle MR yapmıştır, ben ultrason yaptım dedim” 
Hasta böbrek ve pankreasta sorun olduğunu söyleyen bio enerji uzmanına inanıp, ultrasona geliyor ve doktorun bilgisine ve cihazın ortaya koyduğuna inanmama eğiliminde. Bu ise bu tür insanların ikna yeteneğini de ortaya koyuyor. Yine de insanlar için iyi bir şeyler dileme, temenni etme güzel bir öz de barındıyor. Hele bu işler için para alınmıyorsa. Ama bir muayenehane benzeri bir yer açıp “ Doğu bilgeliği uzmanı, şifacı v.b”  gibi tabela asılıyorsa iş çığırından çıkıyor.
Korona nedeniyle, bu tür kursların zoom programı üzerinden giderek artan sayıda yapıldığına şahit oluyorum.  Benim de yakinen tanıdığım daha önce bu tür toplu grup eğitimlerini öğrencilere ve yetişkinlere başarı ile yapan bazı değerli hocaların  yanında bu işin bir başka boyutuna geçerek ruhsal mental arınma adı altında,  gerçekten deyim yerinde ise “suyunu çıkartanlar” da var. 
Hepimizin özellikle şu günlerde eve kapanma, salgın hastalık nedeniyle ruhsal sorunlarımızın olması gayet normal. Ancak ruhsal sorunların çözüm yolu da bu tür sosyal medya reklamlarının peşinden gitmek değil. Gidip bu işin uzmanı psikolog ise, psikyatrist ise ona danışmak. 
Bu tür sosyal medya reklamlarından birinde şu ifadeler var. “senin 2021 de mental engellerinden kurtulabilmen ve gerçek başarıyı yakalayabilmen için özel bir eğitim hazırladım. Bu eğitimde 2021 de neleri değiştirirsen istediğin başarı senin olur sorusunun cevabını öğreneceksin “. Hani bütün bir yazıdan cımbızla çekip aldığımı sanmayın ama bütün bir yazı, peşinen herkesin para ve aşk için neleri yapması gerektiği konusunda yoğunlaşmış. Ve peşinen kabul edilen şu herkes 2021 de mental engelli. Sanki hepimiz korona olduk, hastalık beynimizde hasar bıraktı.
İnsanlar korona olmamak için uğraşırken, olanlar da canlarını kurtarmak bir nefes daha almak için uğraşırken bu tür reklamları gördükçe insanın canı sıkılıyor. Reklamı verenin kişisel öz geçmişine mesleki bilgisine baktıkça işin gerçeği biraz daha anlaşılıyor.  Turizm sektöründe gemilerde yiyecek içecek işi. Bu tür etkinliklerden para alınıyor mu alınmıyor mu, kayıt yaptırmanın o bölümüne geçmediğim için bilemiyorum.
Bir diğer örnek son yılların moda deyimi ile kuantum ve tasavvuf sentezlemesi. Bunu bir zoom programında da süslü herkesin peşinen kabul edeceği güzel cümlelerle süsleyip, moral verici bir konuşma ile konuyu bitirmek. Kuantum ne tasavvuf ne. Senin bu konuda ne derece de bilgin var. Tasavvuf’un ne eğitimini aldın, ustan kim, kimden el aldın. Kimin ne kitabını okudun. Bunlar bilinmeden kurslara katılan insanlar, belki de paralarını da verip ne buluyorlar onları merak ediyorum.
Taş’tan şifa bekleyip, sonra kargo ile taş satandan, insanın alnında üçüncü göz arayanından, topluca zoom üzerinden şifa göndereninden tutunda “yıldızlara ve yıldız namene bakıyorum falın şu,” diyene kadar bir sürü sosyal medya reklamı yaşantımızı dolduruyor
Gelin bu konular neden böyle oldu onu açıklayalım.
Modern toplumlarda beğenilmek takdir görmek üzerine kurgulanan bir tüketim ve bu tüketimi de insanlara reklamlarla ulaştıran bir yazılı ve görsel medya sistemi bütün dünyada hakim. Diziler, haberler, hava durumu, ne izlerseniz izleyin aslında kanalın ve gazetenin yaşaması için reklamlara ihtiyacı vardır. 
Reklamlar “satın almak mutluluktur” imajı ile gereksiz tüketimi arttırırlar. Tüketime gereksiz dendiğinde ise bazı ekonomistler ülkenin çarkları böyle dönüyor, istihdam vergi gibi bir sürü savlar öne sürerler. Ancak tüketici yönünde ise bireylerin gereksiz tüketime yönlendirilmesine, borçların altında sıkıntıya düşmesine ve bir türlü aradığı mutluluğu bulamamasına neden olur. 
Mutluluğu ruhunda aramak yerine, ruhun dışındaki hemen her türlü yerde arayan birey sonuçta rahatsız olmaya başlar. Bu rahatsızlığı gidermenin yolunu ise daha fazla tüketimden alışverişte aramaya başlar. Kuşkusuz geliri olan bunu sürdürür ama geliri olmayan daha fazla borçlanma yoluna ya da bu mümkün değilse tüketim için kanun dışı ne kadar yol varsa ona yönelmeye başlar. (*)
Sonuçta birileri bazen doğru yolun bu olmadığını, sarkaç salınımı gibi zıt tarafa ruhsal çarelere başvurmaya başlar. 1968 kuşağının, Amerika ve Avrupa’dan  Hindistana, Tibet’e kaçışına yönelmesi aslında bir manevi açlığında ifadesidir. Bu manevi açlığı gidermek için ortaya çıkanların bir çoğununda yeterli bilgisi olmadığı için reçete başta kaçmada sonra da uyuşmada ortaya çıkar.
Madde ve tüketim ormanında yaşayan insanın zihni taptığı ancak ulaşamadığı maddeler çoğaldıkça ruhu bunlara ulaşamayınca parçalanmaya başlar. İşte toplumsal şiddetin yaygınlaşmasında ki etmenlerin derinlerine inildiğinde tüketenler ile tüketemeyenler arasındaki derin uçurumun bireyler üzerinde yaptığı etkilerden biri de şiddet olarak ortaya çıkar. 
Burada işin en ilginç yanı kapitalist zihniyet de şu anda bir Pazar olarak mistisizime doğru bir yönelme içindedir. Pazarlama, verimlilik gibi bazı politikalarda bunun üzerine inşa edilmektedir.  Uzun yıllar kutsal yapısı içinde Doğu’da yapılan meditasyon, yoga gibi yöntemler Hindistan’dan alınıp Batı’ya getirildiğinde işgücü kalitesini arttırmak için kullanılır hale getirilmiştir. 
Bu ise insanın gerçek aydınlanmasından ziyade daha fazla mal çıkarma amacına hizmet eder hale getirilmesidir.
Sözün özü, Batı’nın kendi kapitalist bünyesine adapte ettiği bu yeni rahatlatıcılara artık “yaşam koçu, maneviyat koçu, spirütel koç”  denilmektedir. 
Yüksek bir yastıkta oturan obez denecek kadar şişman sahte guruların, sahte şeyhlerin önünde ellerinde dolar demetleri ile yaklaşıp şeyhinin gurusunun önüne dolarları bırakıp gidenlerin aslında  manevi açlığı da bir türlü bitmez. Artık hıristiyan olsun Müslüman olsun yada Budist kökenli olsun bütün tarikatların ortak noktası, insanların kendilerini bir toplum içinde bir gruba ait olmak ve bir koruma altında hissetmelerini sağlamaktır. İşte o yüzden birçok zikir benzeri gösteri, birlikte halka oluşturmak birlikte kafayı sallamak gibi sosyal medyada da çok paylaşılan eylemler yapılır. Rock müzik konserlerinde de kafayı hızla sallamak beyin üzerinde bir uyuşturucu etki yapar. Kişi kendinden daha hızla geçer. Bu tür olayların  sık tekrar edilmesi kişinin grup aidiyetine bağımlı hale gelmesine de yol açar. 
Kişi diğer insanlara yardım etmedikçe, mutluluğun almakta değil de değişik insanlara vermekte olduğunu anladığında gerçekten mutluluğu bulabilir. Ama modern dünya bu tür bir mutluluğu hiç tanımlamaz, önemli olan almaktır tüketmektir, atmaktır yeniden almaktır. Tarikat üyeleri mutlu olsun yardım etme duygusu yaşasın diye toplanan paralar lüks villalara ve jiplere harcanır. Dini ve inancı ne olursa olsun tarikat yapılanmalarının temel yapısı budur. 
Pekiyi ya bizim İslami değerlerimiz nasıl pazarlanır.
Batı; “ batı “ derken, Kapitalizmin değerleri yıprattığı bir terimden yola çıkıyorum. Batı bize, İslami değerlerinden ve ezoterizminden ve bütün Batıni yönlerinden kopartılmış bir Mevlana, bir Hacı Bektaş-i Veli, bir Yunus Emre ve bir İbni Arabi’de sunmakta hiçbir sorumluluk görmez. İçrek olanı görmeden yalnızca kabuğu manüple ederek, kendi anlayışına göre oluşturduğu bir İslami değerler zincirini bütün dünyaya  pazarlar. 
Böyle olunca da insan bir yerden kaçarken bir başkasının tuzağına düşer. Bu tuzaklar öyle ustalıkla örülür ki, maneviyat gelişiminin bir gramı için ödenecek para  altından daha pahalıya mal olur. Meditasyon için aidatını ödemeyene bir daha gelme, yada banka havalesi yapmadan zoom kurslarına katılamazsın demek şu anda çok sık duyduğumuz konulardan. Yine para yani. 
Yazının başlangıcında verdiğim, birkaç örnek, “yaşamında para ve aşk sağlıyoruz” diyerek tuzaklarını kurar insanlara.
Bütün ezoterik yani iç anlamı arayan dış kabuktan iç aleme gidip, orada insanı zenginleştiren düşünce yapıları, insanı, daha iyi insan yapmayı amaçlar. Mevlana,  Yunus Emre,  Hacı Bektaş-i Veli, İbni Arabi,  olsun  veya diğer dinlerde olsun önemli olan iç’e, öze yani ezoterime ulaşmaktır. 
“Batı” ise içi ihmal ederek, zamanla dışa kaymıştır. Onun için düşünceden çok politik teorileri daha önemli hale gelmiştir. Bu yüzden bilge kişiler yerine politikacı, entrikacı, ve stratejist üretmektedirler.
Televizyonlarda şiddet içeren diziler arttıkça insanımızın ruhsal durumu da giderek bozulabilecek. Bir de evde oturma, sokağa çıkamama derken zoom üzerinden şifa dağıttığını iddia eden rahatlatıcılara da dikkat etmek gerekiyor.
(*) Bu yazımda başvuru kitabı olarak yararlandığım kaynaklar, Prof.Dr. Mahmut Erol Kılıç’ın “Anadolu’nun Ruhu”  ve  “Ayırmaya Değil Birleştirmeye Geldik” adlı eserleridir.  Sayın Kılıç şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Endonezya Büyükelçisi olarak görev yapmaktadır. Kendisine teşekkürü bir borç bilirim.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Feminist Yazar Woolf’dan ‘Kendine Ait Bir Oda’
DENİZ DİNÇER
DENİZ DİNÇER
Trafik Kazası Sonra Araç Değer Kaybı ve Kazanç Kaybı
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Sessizlik ve “M”
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
Ucuz Etin Yahnisi  Hileli Mi Olur?
GÖKHAN ŞENTÜRK
GÖKHAN ŞENTÜRK
İncinmişiz
RIZA PEHLİVAN
RIZA PEHLİVAN
Bu Nasıl Bir İnsanlık?
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri