Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu:  “Resmi enflasyon ile emekçi enflasyonu arasında ciddi uçurum var”
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu: “Resmi enflasyon ile emekçi enflasyonu arasında ciddi uçurum var”
“Türkiye’nin dış politikasını açık ve net Putin belirliyor”
“Türkiye’nin dış politikasını açık ve net Putin belirliyor”
Restoran, kantin, okul ve hastane gibi yerlerde alerjen gıda bilgisi tüketiciyle paylaşılacak
Restoran, kantin, okul ve hastane gibi yerlerde alerjen gıda bilgisi tüketiciyle paylaşılacak
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş Yerel Medya ile buluştu: “Neredeyse Ekrem Bey yuhalanacaktı, öyle bir ortam yaratıldı”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş Yerel Medya ile buluştu: “Neredeyse Ekrem Bey yuhalanacaktı, öyle bir ortam yaratıldı”
HAK-İŞ Başkanı Arslan, Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda konuştu: HAK-İŞ’ten yeni asgari ücret önerisi
HAK-İŞ Başkanı Arslan, Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda konuştu: HAK-İŞ’ten yeni asgari ücret önerisi

AHSEN ARAL UYAR

Şiddetin Bahanesi Yoktur
10 Eylül 2019 Salı

Rahmetli Emine Bulut’un içleri paralayan görüntülerinden sonra yukarıdaki isimli bu kamu spotunu sıklıkla duyuyoruz. Hayatın tam içinden seçilmiş üç canlandırma üzerine kurgu yapmışlar. Üçü de karısını dövdükten sonra kendini aklamaya çalışan erkeklere ait... Birisi o gün patronundan zılgıt yiyip alkol almış ve acısını karısından çıkarmış, diğeri kadını konuştuğu bir erkekten kıskanarak dövmüş, karısı onun kıskanç bir adam olduğunu bilmiyor muymuş, neden öyle yapmışmış? Sonuncusu ise kadın onun yapma dediği şeyi inatla yaptığı için dövmüş, sanki durup dururken mi yapıyormuş? Cümlelerin hepsi kulağa ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Bazılarımız her gün bu işkencenin içinde yaşıyor, bazılarımız komşusunda, arkadaşında, hatta kızında veya kız kardeşinde görüyor, şanslı olanlarımız ise sadece duyuyor veya okuyoruz. Fakat beyler; kadınlarınızı dövemezsiniz. Velev ki patronunuza kızdınız, veya karınız sizi kıskandırdı, hatta yapma dediğiniz şeyi inadınıza yaptı, değil dövmek onu şöyle bir itmeye dahi hakkınız yok. 
Burada sorun; size kızan patronunuz, karınıza asılan adam veya bir erkek kendisiyle konuştuğunda siz kıskanmayın diye hemen uzaklaşması gereken, sinirli ve ters bir kişilik olduğunuz için öfkelenmemenize çok dikkat etmek zorunda olan karınız ya da başka herhangi bir etken değil. Buradaki tek sorun sizsiniz. Siz öfke kontrolü problemi olan tehlikeli bir kişisiniz. Hani hayalen konuşuyorum ama dünyada şu an aniden bir virüs salgını olsa, insan türü olarak bir gen mutasyonuna uğrasak ve bilek gücü türümüzün erkeğinden kadınına geçse, sizlerin dövüp durduğunuz kadınlarınızdan göreceğiniz muamelenin yanında zavallı Kızılderililerin veya Afrikalıların Amerikalılardan çektikleri şeyler pamuk gibi kalır. O zaman bizim gibi biraz aklı-selim ve hayatında dayak görmediği için erkeklere nefret duymayan kadınlar olarak hepimiz, canımızı dişimize takarak sizleri hemcinslerimizin elinden kurtarmaya çalışırız. Bir arkadaşıma fiziksel gücün evrime uğradığı ve kadınların erkekleri dövebildikleri dünyayı bir bilimkurgu senaryosu formatında anlattığımda yüzünde çok ilginç bir gülümseme belirmiş, “Hayali cihan değer dedikleri şey bu olsa gerek…” demişti de o gün bugündür içimden o canım arkadaşımın da mı dayağa maruz kaldığı düşüncesini atamıyorum bir türlü.
Kadına veya çocuğa dayak, taciz gibi şeyler hayatımızın fena halde içinde. İşsizlik ve ekonomik kriz arttıkça dayak yiyen kadın, tacize uğrayan çocuk sayısı artıyor. Bu zavallı insanlar sandığımızdan çok daha fazla sayıdalar ve belki de onlardan birkaç tanesini haberimiz bile olmadan her gün görüyoruz. Geçen akşam yedi yaşındaki kızımla yaşadığımız bir sağlık sorunu bana içimizin dışımızın şiddet ve taciz dolu olduğunu bir kere daha gösterdi. Evde oyun oynuyorduk. Kızım elindeki oyuncak bebeği ile konuşurken birden yüzü kasıldı, “Anne popom çok acıyor, kaka yaptığım yer acıyor” dedikten sonra şiddetle ağlamaya başladı. Çok şükür evimize birkaç dakika mesafede iki adet tam teşekküllü hastane var. Yavrumu kucaklayıp arabaya bindirdim, arka koltukta kendini oradan oraya atıp ağlıyor. İçimdeki endişe çok büyük, bağırsak düğümlenmesi mi oldu diye ödüm kopuyor, ama böyle durumlarda önemle tavsiye edilen altın kuralı uyguluyorum: Anne sakin olmak zorunda!  
- Anne, canım çok acıyor!
- Biliyorum canım, birkaç dakika içinde hastanede olacağız, doktorlar bakacak.
- Anne, acıyı geçirecekler mi?
- Geçirecekler yavrum, doktorlar çocukların ağrılarını hep geçirir.
- Anne, ya ağrı sonsuza kadar geçmezse?
- Geçecek yavrum, hiçbir ağrı sonsuza kadar sürmez. 
Amma beylik laflar ediyorum diye kendime sinir oldum ama bu sözler yavrumun ağrısını olmasa da korkusunu hafifletti. Acil serviste doktor odasına kucağımda yüzü gözü ağlamaktan kızarmış, çığlıklar atan ve boğazıma sımsıkı sarılmış yavrumla birlikte girdik. Odada bir orta yaşlı ve birde genç doktor var, yanlarında da bir hemşire duruyor. Doktora ulaşınca yoldaki sakin ve bilge anne ortadan kayboldu, ne konuştuğu tam anlaşılamayan, korkmuş ve sersemlemiş bir anneyim artık.  Ama doktorların izanına çok güvenirim, bizler korkudan ne kadar saçma sapan konuşsak ta onlar anlamaları gereken şeyleri anlıyorlar. Bu doktorlarda söyleyebildiğim şeyleri anladılar, ikisinin birden yüzü ciddileşti ve ayağa fırlayıp feryat figan ağlayan çocuğumu muayene ettiler. Orta yaşlı doktor muayeneyi bitirince bir an için genç doktora bakıp rahatlamış bir ifade ile başını çok hafif kaldırarak kaşlarını da kaldırıp indirdi, düşünülen şeyin başa gelmediği anlamında iyimser bir işarettir bu; genç doktor hafifçe gülümsedi, gözlerini bir an yumup dudaklarını kapatarak işareti anladığını gösterdi. İşaretleşmeleri iki salise kadar sürdü ama ben bu haberleşme hattını yakalayarak sordum; “Önemli bir şey yok galiba değil mi?” Yaşlı doktor cevap verdi “Yok, kabız veya büyük yara yok”. Bir krem sürdüler, “Bir süre bekleyip durumu izleyelim” dediler.  Odadan çıktık, yavrumu dizlerime yatırdım, hıçkırmaları yavaşladı, seyrekleşti, biraz sonra uyuklamaya başladı. Haliyle bende sakinleştim ama bana garip gelen bir şey var; doktorlar neden kızımda kabız veya yara olmadığını görünce bu kadar çok rahatladılar acaba? Besbelli duyarlı insanlar ama acil servis doktorları gibi insanın fiziksel acısının uç noktalarını gören kişilerin kabız/yara yok diye böyle mutlu olmaları tuhaf değil mi? Derken sersemlediğim zamanlarda hep köşeli bir şekil alan jetonum düşüverdi. Doktor kızımı muayene ederken ilk olarak, benim düşündüğüm gibi bağırsak düğümlenmesi veya yutulan çok büyük bir cismin dışarıya çıkamıyor olması durumuna değil, taciz izine bakmış ve bunu görmeyince rahatlayarak genç doktora işaret vermişti. Onun ilk andaki derdi benimkisinden çok başkaydı. Az önce çıktığım odaya tacize veya tecavüze uğramış zavallılar geliyor, aralarında hatta başına geleni anlamamış ufacık yavrular bile olabiliyordu. Birazdan hastanenin bir rutini olarak, kocasının bu defa çok fazla dövdüğü bir kadını getirebilirler ve içerideki doktorlar kadını teskin etmek yerine kafa travması oluşmuş mu diye bakmaya öncelik vermek zorunda kalacaklar. Kadının ruhundaki hiç iyileşmeyecek yaralar başkalarının uzmanlık alanı. Yaşlı ve genç doktor sadece o kadını fiziksel olarak hayatta tutmaya çalışacak, ölmesin veya sakat kalmasın diye uğraşacaklar. Kadın cinayetinin olmadığı bir tek günümüz yok neredeyse. Ama kadınları dövemeyeceğiniz gibi kadın dövenleri tekrar sokağa salamazsınız. Salarsanız sizde suça ortak olursunuz.
 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Gül ile Bülbül
FERDA HEKİMCİ
FERDA HEKİMCİ
Tam “Ekmek Aslanın Ağzından Midesine İnerken...”
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Reha Erdem’in Kaç Para Kaç Filmi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Boşluğu Dolduruyorum ve Unutuyorum
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Elektrikli ve Hibrid Otomobil Satışları 2019 Yılında Üç Kat Arttı
AHU TÜZÜN DEMİRDAMAR
AHU TÜZÜN DEMİRDAMAR
Yavaşlamak, Durmak…
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri