Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
HESTOUREX 2019’da hedef 30 milyar TL
HESTOUREX 2019’da hedef 30 milyar TL
Tüm Türkiye'deki karakollarımıza 2 bin 500 kadın polis alacağız
Tüm Türkiye'deki karakollarımıza 2 bin 500 kadın polis alacağız
PTT’den SASAD’a e-dönüşüm desteği
PTT’den SASAD’a e-dönüşüm desteği
Gelin sandıklarından yeni vizyon vitrinlere “Kasnak Nakışı ve Kanaviçe”
Gelin sandıklarından yeni vizyon vitrinlere “Kasnak Nakışı ve Kanaviçe”
Ankaralı suyunu musluktan içmek istiyor
Ankaralı suyunu musluktan içmek istiyor

AYŞE GÜLÇİN İLHAN

Sessiz Bir Kalemden 80’lerde Çocuk Olmak... (2)
12 Mart 2019 Salı

İnsan hafızası her nedense hep iyiyi hatırlamaya meyillidir. Kış aylarının o karlı çamurlu odunlu kömürlü günleriyle, o kömür geldi gelmedi telaşında sulu sepken mevsim geçişlerini yavaş ve ağır yaşamışsa da hatıralarında hızlıca geçmek ister. Soba işinin tüm zorluğuna rağmen, sobayı tutuşturan o yağlı çıra kokusunu yıllar geçse de gülümseyerek hatırlar insan. Nerede hissetse o kokuyu sıkı bir nefes çeker çünkü artık karaborsa o çıra kokuları. 
Sobada kestaneler, annelerin soba üzerindeki kazanda kaynattığı çamaşırların yaydığı Ankara marka soda kokusu. Banyodan gelen buğulu beyaz sabun kokusu, mavi ince belli ambalajında o koymetli blendax şampuan,evde kururuken mis gibi koku yayan o bembeyaz çamaşırlar hiç unutulur mu?.
Karnı ağrıyanın, canı sıkılıp ağlayanın soba arkasında yer kapma çabası asla nedensiz değildir. Tüm o ılıman ev içi sirkülasyon içinde nemden buğulanan camlara çizilen, bacasından duman tüten kırma çatılı küçük bir ev. Evin hemen önüne yerleştirilmiş iki çöp insan figürü ve birinin saçı hep uzun. Uzun saçlı olan annedir ya da gelindir büyük ihtimal. İnsanlar evden büyük ev ise bulutlara değer o zamanın çocuk resimlerinde. Güneş en kocaman ağaçlar güneşe yakındır. O resimleri çizen çocuklar camlara hayallerini, belki de en güvende oldukları yeri kazıdılar bilinç altına.
Aile olma, yuva kurma, bağlılık, güven ve bunların tümünden doğma sağlam âhlâkî yapıydı onlara verilen. Sobanın etrafında gelişirdi kimse fark etmeden yuva olmanın temeli. 
Çoğu evde sobalar yanarken kaloriferli evlerin kazanlarında yanan da yine aynı kömürdü. Hâl böyle olunca hava kirliliği kaçınılmazdı. İs kokusu insanın saçından başlar boğazına kadar sinerdi. Sigara içme yasağının olmadığı zamanlarda çocuk olmak küçük kızın gözünde eziyetti. Toplu taşım araçları, taksiler, lokantalar, Devlet daireleri, okul bahçeleri ve evler yani akla gelebilecek her yerde  sigara rahatlıkla içilir kimseler bu isli pisli durumdan şikâyet etmezdi. Çocuklar zaten çok ciddiye alınmazdı bu konuda, hatta çıkıp biri zararından söz etse dinleyen bile olmaz güler geçerdi ademoğlulları. Bir kuru duman üflenir, uçar gider ne zararı olabilirdi ki?..
Çocukluk belleğinde böyle kalmış kış ve onun en sisli isli puslu hali. Güzel yanları da var elbet konu kar olunca. Kardan adamlar yapıldı tabii, doyasıya kızak kayıldı buzda düşüp ağız burun patladı kar üstüne kızıl kanları düştü küçük kızın burnundan..
Doğanın bizlere öğrettiği ilk şey sabırdı. Baharı yaşamak uğruna kışa sabır göstermek. Sabrederken tanımak ve tanıdıkça alışmak. Kışa alışılır bahar sevilir ve yaz beklenir. Kışa tedbir alınır. Tıpkı insanları tanırken davranış kalıbını öğrenmek gibi.
Ağaçlar yeşermeye yüz tutup mahallede kuş sesleriyle uyanılır olmuşsa eğer, bahar kapıyı araladı demektir. O ne cümbüştür, o ne neşe, o ne coşkudur. Tüm canlıların yaşama sevinci baharla yeniden ivme kazanmıştır.
Sokağa bakan apartmanların giriş katı evlerinin pencere demirleri ışıl ışıl yağlı boyalıdır. İçeriden görünen desenli tül, kar gibi beyazdır rüzgâr aralarsa içerideki saten perde de parıldar biraz. Cam önüne dizilmiş kasımpatılar, mum çiçekleri, aşk merdivenleri ve cam güzelleri yerlerini almışlar bu baharda. Bir önceki işlevleri salça ve yağ tenekesi olan rengarenk kutular şimdilerde çiçeklere yuva olmuş. Afrika menekşeleri protokole dahil edilip onlara çömlek saksılar alınmış çünkü menekşeler biraz nazlıca, salça tenekesiyle pek anlaşamaz gibi. Bir teneke bir mor menekşeyi nasıl anlasın ki?. 
Evlerin en kıymetli köşesi olan salonların baş tacı o büyük saksılarda yerinden kalkmaz koca yapraklı kauçuk çiçekleri anılmadan geçilmez. Çocukluğumun akılda kalan yegâne ev bitkisiydi. 
Titiz anneler pek sevmezler evde çiçek. Toz yüküdür, dökülür, saçılır iş çıkarır bir sürü. Lâkin anneanne getirmiştir fideyi o yüzden ses çıkmaz. Küçük kızların eline verilir ince nemli bir bez ve kauçuk yaprağı silme işi ihalesi o pamuk ellerdedir artık. Zerre kadar toza izni olmayan annelerin temizlik takıntılı çocuklar yetiştirmesi adettendi o dönem. 
Ev ve aile yaşamının üstüne titrendiği bir toplumsal yapıda var olmak hayatın şanslı yönlerinden biriydi o çocuklar için. Eşyaya boğulmayan tenha evlerin kahramanıydı çocuklar. Var ise çocukların ayrı odaları bir ranza ve bir masa yeter de artardı bile. Eşyanın en güzeli misafir odalarında bulunur özenle temizliği yapılırdı. Misafir odasının şekerliği ve kolonyası ayrı olur sadece misafir içindir gündeye kullanılmazdı. Çay tepsisine dantel örtü serilir ve mümkünse bu örtü kolalanır. Okul önlüğü yakalarını kolalarken bir seferde danteller sokulur kolalı suyun içine. Kemik olup güzelleşirler ütülerin altında. Evin her köşesinde küçük dantel ve işlemeli keten örtülere gözü gibi bakardı vaktin kadınları. Misafir odası geleneğinde bir köken araştırması yapıldığında Orta Asya Türk’lerine ait topak çadırlarda bulursunuz kendinizi. Günümüzde bazı Türk topluluklarında hâlâ kullanımı devam eden binlerce yıllık çadır düzeni içinde en ayrıcalıklı yer misafirindir. Misafirden sonra babanın yeri önem arz eder. Döşemelerin halı ve kilimlerin en renkli ve bezemeli olanı misafir bölümüne ayrılır ve en iyi ikramlıklar konuklarla paylaşılır. Türk geleneğinde misafir önemlidir. Mutlaka saygı, ikram ve güler yüz görmelidir.
Günümüzde koruyabildiğimiz nadir değerlerimizden biridir misafire izzet ve ikramda bulunmak. Hal böyle olunca çocukluğumuzda şato kapısıymış gibi misafir gittikten sonra hemen kapanan salon kapısının önemini daha iyi anlar olduk. O kapının ardında insana saygı vardı elbette.
Sabit telefonların yeni yeni evlere girmeye başladığı 80 ‘li yıllarda doğaçlama misafirlikleri  hatırlayıp gülümsüyor olabiliriz ne rahatlık ne cesaret diyerek. Her evde telefon yok ve haliyle çok acil bir durum olmadıkça genellikle işler telefonsuz yürür. Hiç haberiniz yokken kapı çalınıyor ve  karşınızda derli toplu giyinmiş sürpriz misafirler.. İşte şato kapısı burada devreye girer. O ne cankurtarandır. Şenlik başlar hele babanızın en can arkadaşı Ziya amcalar gelmişse. İki adamın haftanın üç günü mâ aile görüşüp te her seferinde bayram çocuğu sevinci yaşamalarını gülerek izlerdim..
Durum tam tersi de olabilirdi. Yani evde olmayabilir ziyarete gelinen. Kağıt kalem bunun içindir, hemen kısa bir not yazılıp kapıya iliştirilir ve mümkünse en yakın komşuya haber bırakılır..” şu şu şu ..geldik bulamadık”.. O şu şu şu’lar belki de bir kaç aileydi..
Komşu ziyaretleri daha kolaydı, evdeki çocuk komşuya yollanır müsait olup olmadıkları sorulurdu. Küçük kızın en sevmediği angaryaydı ama itiraz hakkı olamazdı. İtaatkâr nesil deyince 80’ ler tek geçilmelidir. Büyük sözü dinlemek, anne babaya karşılık vermemek, fazla konuşmamak hatta hiç konuşmamak çocukluğun gerekliliğiydi o vakitler. 
Hayatın belki de dualist halini yaşayan o kuşak değer gördü mü bilinmez ama değer bildiği kesindir.
Memleketin büyük bir değişim ve dönüşümden geçmeye başladığı, dünyaya kapı araladığı 1980 ortalarına hızla girerken tüm o siyasi ekonomik ve sosyal çalkantılar, küresel sancılar, olabildiğince keşmekeş arasında korumacı kollayıcı şüpheci aile yapısında yetişen çocuklardık. Her şeye rağmen yüzleri gülebilen mutlu çocuklar.
Bir bobin naylon iple yüzlerce metre havaya uçurduğumuz bin bir renkteki çıtalı uçurtmalarımızın gökyüzüne hakim olduğuna inanan kalbi sevinçli çocuklar…
(BİTTİ)
 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
DENİZ TALİPOĞLU
DENİZ TALİPOĞLU
Siyaset Sanatı
ÖZLEM AKINCI
ÖZLEM AKINCI
Sanatın Doğuşu Rönesans
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Bir Şiir Bin Bir Duygu
M. TURHAN İMAMOĞLU
M. TURHAN İMAMOĞLU
Nelerin Olmasını İsterdiniz!
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Elinde Kalem Olan Bir Adamın Hikayesi (2)
BAYRAM YENER
BAYRAM YENER
Hijyen Sağlıktır
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri