Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
BÜYÜKŞEHİR’DEN UYARI: “EGO CEP’te ve Durak Ankara uygulamalarında geçici aksaklıklar yaşanacak”
BÜYÜKŞEHİR’DEN UYARI: “EGO CEP’te ve Durak Ankara uygulamalarında geçici aksaklıklar yaşanacak”
Kılıçdaroğlu S400’e ilişkin konuştu: “Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması hakkıdır”
Kılıçdaroğlu S400’e ilişkin konuştu: “Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması hakkıdır”
On Birinci Kalkınma Planı ile 7 bölge için iklim değişikliği eylem planları
On Birinci Kalkınma Planı ile 7 bölge için iklim değişikliği eylem planları
Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar Batıkent’te kitap fuarının açılışını yaptı
Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar Batıkent’te kitap fuarının açılışını yaptı
TÜED BAŞKANLAR KURULUMUZ ANKARA’DAN SESLENDİ: “EMEKLİ İNTİBAK BEKLİYOR…”
TÜED BAŞKANLAR KURULUMUZ ANKARA’DAN SESLENDİ: “EMEKLİ İNTİBAK BEKLİYOR…”

AHSEN ARAL UYAR

SATRANÇ
9 Temmuz 2019 Salı

Ankara’da Kale’ye yakın bir sokakta bulunan Satranç Müzesi’ni gezmeyi çok seviyoruz kızımla. Sahipleri hakkında pek bir bilgim yok, müzenin kurucusunun babası ülkemizin ünlü cebir hocalarından ve usta satranç oyuncusu Mehmet Gökyay imiş, oğluna da satrancı o öğretmiş ve besbelli ki çok sevdirmiş. Müzenin üst katında Mehmet Gökyay’ın fotoğrafı ve kitapları sergileniyor, evladının babasına bu vefasını çok beğeniyorum. Müzede 700 adet satranç takımı var. Çoğu el yapımı ve çok güzel takımlar, çocuklar için neredeyse tüm masallar birer satranç takımına dönüştürülmüş, hele farklı ülkelerin kendi kültürlerini tanıtacak temalarda yaptıkları setler birer tasarım harikası. Ben İngiliz kraliyet donanmasına karşı korsanlar takımı temalı olanlarını çok sevdim, sanki tahtadan kalkıp yürümeye başlayacaklarmış gibi duruyorlar. Bir tek 11 Eylül temalı takımı bir türlü anlayamıyorum. Takımın birisi Amerikalılar, diğeri teröristler. Terörist takımında Saddam, Bin Ladin, uçak gibi taşlar var, baktığınızda sadece binlerce zavallının öldüğü o günü düşünüveriyorsunuz. Kulelerde ölen zavallı sivillerin, bir satranç oyununun aksine hiçbir karşı hamle şansları yoktu. Ayrıca hiç kimse böyle bir satranç takımını alıp oynamaya kalkmaz, zira hiç kimse terörist tarafı olmayı kabul etmez, haydi kabul edecek birini kazara bulduk diyelim, ya oyunukazanırsa ne yapacağız? 
Ama yedi yaşındaki kızım, benim gibi baktığı her şeyde illa bir eleştirisel detay bulması gerektiğini zanneden bir göze sahip olmadığı için böyle bir amaç ve konsepti ortaya çıkarabilen müze sahiplerinin milyonlarca kere takdir edilmeleri gerektiğini düşünüyor, haklı da. Her gittiğimizde büyük bir azimle her takımı inceliyor, ait oldukları ülkeleri teker teker okuyor, ilk bir saatten sonra ben yorulmaya başlarken o müzenin iki katındaki bütün takımları görmeye özen gösteriyor. Satranç Müzesi’nde, diğer müzelerde hep gördüğümüz; sıkılmış ve bir an önce çıkıp gitmek isteyen çocuklar ile kendi yetiştirdiği çocuklarının müzeye ilgisizlik/duyarsızlık/aldırmazlığına karşı kafasının tası atmak üzere veliler görüntüsünün aksine, bir türlü iyi bir satranç oyuncusu olamamış bendeniz artık gitmek için mızmızlanırken kızım “Az kaldı anne, dayan” diyerek ısrarcı oluyor. Hem bu müze çok güzel ve özenli bir mimaride yapılmış, eski bir Ankara evinin sıcacık ahşabı yeniden canlandırılarak hayata döndürülmüş, dolaşırken rahatlıyor ve evin kendisini de seviyorsunuz. Eski Ankara evlerinin ortasında olan, her tarafı sokağa kapalı namahrem avlu şimdi rahatlatıcı bir kafeterya olmuş, gölgedeki bu alanın serinliğinde zevkinize göre bir çay veya kahve içip oradan Kale’nin ortamına akmak çok daha güzelleştiriyor geziyi. Müzenin girişinde kaldırımın üzerindeki dubaları bile at, kale, vezir benzeri satranç elemanları gibi yapmışlar, çok yaratıcı ve güzel olmuş. Ankara’nın illa ki gezilmesi gereken butik müzelerinden birisi.Satranç üzerine olup satranç öğretmeyen kitaplardan en bilineni Stefan Zweig’ in kitabıdır. İkinci dünya savaşı yıllarında bir yolcu gemisinde, kişilikleri taban tabana birbirine zıt iki usta satranç oyuncusunun hikayesini anlatır. Cahil, hiçbir insanca değer taşımayan ve önünde satranç tahtası bizzat durmazsa sıradan bir hamleyi bile hayal edemeyecek kadar sığ bir dünyası olan adam ile (bu karakterin Hitler’ i temsil ettiğine inanılır) muhayyilesi geniş, satrancı hep zihninde oynayan, kibar, kültürlü, insana saygılı ama psikolojisi dibe vurmuş rakibinin (bu karakterin de ikinci dünya savaşı ile birlikte çökmeye başlayan Avrupa kültürünü temsil ettiği düşünülür) oynadıkları satranç maçını okurken gerilime kapılsanız da,  belirttiğim üzere benim gibi kötü bir satranç oyuncusu olsanız bile kitabı yeni baştan çok daha dikkatle bir daha okuyuveriyorsunuz. 
Satranç, onu hiç oynayamayan kimselerin bile saygıda kusur etmediği çok özel bir oyundur. Meğer 4000 yıldır oynuyormuşuz. Her şeyi bilen Mısırlılar satranç oynamayı da biliyorlarmış. Sonradan Hindistan’da oyuna ÇATURANGA adını vermişler. (Satranç Müzesinde kafeteryanın adı da buydu.) 1497 yılında İspanyollar oyuna Fil ve Veziri, yani iki uzun menzilli taşı ekleyerek sıkı bir hareket katmışlar ve kurallarını kitap olarak yayınlamışlar. Çaprazlama olarak istediği kadar gidebilen fil ile dilediği her yere hiçbir kısıtlama olmaksızın gidebilen vezir karakterleri herkesin çok hoşuna gitmiş ve oyuncularına yepyeni bir hayat kapısı açmış olacak ki o tarihten sonra hiç kimsenin satranç konusunda İspanyollara karşı sesi soluğu çıkmamış.
Neden bu kadar çok sevildiğine, insan beyninin farkında bile olmadığımız hangi karanlık veya aydınlık taraflarına hitap ettiğine dair çok sayıda fikir, hayatı satranca veya satrancı hayata benzeten çok sayıda insan var. Son iki benzetmeden hangisi doğru bilemiyorum.  Yine de hayatın herhangi bir oyun ile simule edilemeyecek kadar karmaşık bir şey olduğunu, evde, kahvede, stadyumda, oyun salonunda veya bilgisayarda oynadığımız her oyunun içinde de hayattan bir parça olmak zorunda olduğunu söyleyebilirim tabii ki, bunlar zaten hepimizin bildiği şeyler. Ama satranç hastalarının bayıldıkları cümle olan “Hayat gibi milyonlarca olasılıktan oluşması” nedeniyle mi, yoksa gizli gizli hayatlarımızın hep öyle olmasını istediğimiz siyah-beyaz formda oynanması nedeniyle mi bilinmez, sevenleri bu oyunsuz yapamıyor. Bence başka bir yön daha var; oyuncuları oyun bittiğinde şöyle şeyler anlatıyorlar. “Vezir şunu alsaydı, ardından fil bunu alır, bu arada at şöyle karşı hamle yapardı…”. Nasıl kapılmış o taşlara, onlarla beraber nasıl da çoğalmış.  Bana göre tüm hamleleri vezir, fil veya at değil oyuncunun bizzat kendisi yapıyor ama o; 16 taşıyla beraber tüm bireysel yalnızlıktan sıyrılmış.  Bende tahta üzerindeki yetkileri ve rolleri birbirinden bu kadar farklı satranç karakterlerinin uyum ve bozulamaz kurallar çerçevesinde hep birlikte uğraşmaları fikrini beğeniyorum, bir türlü iki hamle sonrasını bile planlayamıyor olmama rağmen. Çocuklara küçük yaşta satranç öğretmek bence çok doğru bir şey, zaten neredeyse ışık hızıyla öğreniveriyorlar. Araba kullanmak gibi kuralları insanın çok çabuk adapte olabileceği yapıda kurgulanmış. En cahilimiz, okuma yazma bilmeyenimiz bile öğrenip oynayabiliriz. Ama 11 Eylül takımını hiç anlamıyorum.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Nereye Kadar Kıskanmalı?
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Madenden Çıkan Cevher: Orhan Ayaz
Prof. Dr.  Yaşar ÖZGÖK
Prof. Dr. Yaşar ÖZGÖK
Prostat Kanserinde Robotik Radikal Prostatektomi Özet
MEHMET SALİH ÖZELER
MEHMET SALİH ÖZELER
Suudi Arabistan Kralı Salman’ın kızı Prenses Bint Salman, Paris’te 6 ay Ceza aldı.
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Kitap Önerileri
AYŞE GÜLÇİN İLHAN
AYŞE GÜLÇİN İLHAN
Kapının Önündeki Terlikler
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri