Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Manisa'da 4.7 büyüklüğündeki deprem
Manisa'da 4.7 büyüklüğündeki deprem
Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer: “Sevgi toplumu, tüm canlıların sevgi ile yaşadığı bir toplumun tanımıdır”
Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer: “Sevgi toplumu, tüm canlıların sevgi ile yaşadığı bir toplumun tanımıdır”
Elazığ depremzedelerine Acun Ilıcalı’nın programında “51 milyon TL” yardım
Elazığ depremzedelerine Acun Ilıcalı’nın programında “51 milyon TL” yardım
TATLICI KEMAL USTA:“TATLI YİYELİM  TATLI KONUŞALIM”
TATLICI KEMAL USTA:“TATLI YİYELİM TATLI KONUŞALIM”
Ankara Arguvanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği “Abdal Musa Lokması” Buluşması
Ankara Arguvanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği “Abdal Musa Lokması” Buluşması

FATMA GÜL ÖZDOĞAN

Reha Erdem’in “Beş Vakit” Filmi
10 Ocak 2020 Cuma

Filmin hikayesi tanıtım bülteninde şöyle geçmektedir: “Sırtını yüksek kayalıklara dayamış, yüzünü yüce bir denize dönmüş, etekleri zeytinliklerle süslü küçük, fakir bir köy. Köyün sakinleri sert bir coğrafyayla başa çıkmak için uğraş veren, sade ve çalışkan insanlardır. Toprak, hava ve suyun, gecenin, gündüzün ve mevsimlerin ritmine göre yaşarlar. Zaman her gün ezan sesiyle beş ayrı vakte bölünür. İnsana özgü bütün olaylar her gün bu beş vakit dilimi içinde yaşanır. Çocukluktan gençliğe geçen, on iki – on üç yaşlarında üç çocuk, Ömer, Yakup ve Yıldız, bu beş vakitli filmde, köy sakinleri arasında öne çıkar. Beş vakit geçer. Çocuklar öfkeyle suçluluk arasında gidip gelerek ağır ağır büyürler.”
“Beş vakit”te ebeveynleri tarafından büyüme sancılarıyla, korkularıyla hayalleriyle ve cevap bulmaya çalıştıkları içsel sorularıyla yalnız başına bırakılan Yıldız, Yakup ve Ömer’in öyküsü anlatılır. Oedipus kompleksinin ve elektro karmaşasının çok geniş yer bulduğu filmde Yıldız onu sürekli uyaran ve üzerine yaşından büyük sorumluluklar yükleyen annesinden nefret ederek baba figürünü sahiplenir babasına karşı öyle derin bir sevgi besler ki annesiyle babasının yatak odasını dinledikten sonra onların ilişkilerinden üzüntü duyup gözyaşlarına boğulur. Yine babası tarafından devamlı azarlanan, küçük kardeşiyle mukayese edilen Ömer babasından öyle nefret eder ki onun ölmesi için dua etmekten ötesini yapar. Gece üşütmüş olan babasının odasına girerek camlarını açar hatta ilaçlarının içini boşaltır bununla da yetinmez babasını öldürmesi için akrep aramayı bile düşünür. İlginç olan şudur ki köyde çocuklarına bağırıp çağıran onların hiçbir yaptığını beğenmeyen babalar da kendi babaları tarafından aynı muameleye maruz kalır. Yani bu durum babadan oğla geçen bir adet olarak filmde yerini bulur. Filmde ki zamansızlık köylülerin yaşamlarını ezan saatlerine göre düzenlemesiyle ortaya çıkar yani filmde belirli bir zaman yoktur. Çocuklar akşam ezanı okununca paniğe kapılıp eve gidilmesi gerektiğini anlarlar çünkü toplumsal düzen filmde ezan saatleriyle belirlenmiştir. Ayrıca filmde ataerkil toplum yapısına göndermede bulunulur öyle ki filmde anası babası olmayan bir çocuğu canlandıran Çobana, köylü bir adam tarafından uygulanan fiziksel şiddet sadece köydeki erkeklerin toplandığı bir mecliste değerlendirilir ve iyileştirilir. Yine akşam sofrada kadın kızına yaptırmak istediği şeyleri kocasına söyleyerek adeta bir üst mercie şikâyette bulunur ve yaşananlar ataerkil toplum düzenine birer örnektir. Filmde bir diğer cinsel uyanış olarak Yakup’un öğretmenine duyduğu ilgiyi gösterebiliriz filmde sık sık yerde cansız bir şekilde yatan çocuk resimleri, çocukların iç dünyasının karmaşasından, dış baskılardan ve yalnızlıklarından kurtulma yolu olarak ölümü gördüklerini sembolize eder ayrıca bu, doğayla insanın bir bütünün birbirine kayıtsız olmayan iki parçası olarak sunulmasıdır. Filmde kullanılan hayvan figürleri de Reha Erdem’in filmdeki imzaları niteliğindedir. Filmdeki zamansızlık Reha Erdem’in taşrayı geniş zamanın adı olarak nitelendirmesinden ileri gelmektedir. Filmde “kara güneş” motifi de dikkatimizi çekmektedir. Erdem bunu filmlerinde sıkça kullanır. Diğer filmlerinde karabulutların geçmesi şeklinde yansıttığı dünyanın aydınlatılmasına engel olunduğunu düşündüğü durumları bu filmde “kara güneş” imgesiyle vermiştir. Filmde güneş tutulması şeklinde kendini gösteren kara güneş motifi batı kültüründe umutsuzluğa melankoliye ve trajik sona işaret ederken doğu kültüründe ise yaşantının doruk aşamasını, aklın ve dolayısıyla dilin ötesinde birden bire aydınlanma seviyesine ait bir tecrübenin adına göndermede bulunur. Ömer’in geceleri kalkıp hasta babasının camını açması, gizlice ilaçlarını alıp ilaçların içini boşaltması babaya olan nefreti gözler önüne serer. Bu durumu Yakup’la paylaşır ilginç olan, Yakup bu durumu olağan karşılıyor olmasıdır. Filmde çeşitli kavramlar ortaya çıkmıştır ve bu kavramlar üzerinde sosyal mesajlar verilmektedir. Yine filmde çocukların cinselliği algılama çabaları, cinsel uyanış dikkat çekmektedir. Yıldızın gece kalkıp anne ve babasının yatak odasını dinleyişi çiftleşen hayvanları arkadaşıyla izlemesi, Yakup’un öğretmenine duyduğu ilgi bunlara birer örnektir. Filmde ebeveynler arasında evlat ayırma dikkat çekerken kız çocuğunun anneyle olan erkek çocuğunun ise baba ile olan çatışması çarpıcı bir şekilde yansıtılmaktadır. Öyle ki Ömer babasının ölmesi için dua ederken, annesi tarafından omzuna yaşından büyük sorumluluklar yüklenen Yıldız, arkadaşının “sen anneni sevmiyor musun?” sorusuna “severim” isteksiz bir şekilde severim cevabını verince bunun üzerine arkadaşının “az mı seversin?” sorusuna “en çok babamı” diye cevap verir. Annenin ve babanın, kız-erkek evlat ayrımını yönetmen, film dilinin akıcılığında bize şu sahneyle vurguluyor; Yıldız kucağında küçük kardeşini taşırken ayağı takılır ve kardeşini düşürür, bunun üzerine bütün köylü toplanır ve Yıldız’ın annesi ‘’Oğlum!’’ diye bağırarak koşar, Ömer’in babası arabasını getirir çocuğu arabaya bindirirler ve giderler. Hemen ardından Yıldız bayılır, babası koşarak gelir ve ‘’Kızım!’’ diye bağırır ve kızını kucaklar. Bu olayın hemen bitiminde bile ‘Vakit’ aksatılmaz; imam yoktur ama köyden yaşlı bir adam vaktin geldiğini görür ve ezanı okur. Kısacası filmde büyümek isteyen fakat ebeveynleri tarafından bu süreçte yalnız bırakılan çocukların hikâyesi anlatılır. Çocukların iç dünyası sık sık yerde toprakla, çalı çırpıyla, samanla bütünleşmiş çocuk resimleriyle yansıtılır. Belki de bu durum ebeveynleri tarafından yalnız bırakılan ve kendi iç çatışmalarından boğulan çocukların doğaya sığınma şeklidir.
Herkese iyi seyirler dilerim.
 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Tren’de 66 Saat (5)
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Sevgililer Gününde Ne Yapmalı?
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Üniversite Öğrencileri Sosyal Medyadan Uzak Olmak İstemiyorlar
DENİZ TALİPOĞLU
DENİZ TALİPOĞLU
Gerçekten Mi?
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
“Bir poşet belediyeleri kaybettirdi, bu doğalgaz faturaları ise iktidarı kaybettir!”
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Amsterdam Şehrinin Kuruluş Hikayesi
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri