Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Türkiye’den Irak’a su yönetimi desteği  bölgenin geleceği için çok stratejik bir adım
Türkiye’den Irak’a su yönetimi desteği bölgenin geleceği için çok stratejik bir adım
Başkentliler bayramda havuzlara koştu
Başkentliler bayramda havuzlara koştu
Rıdvan Duran, Basın İlan Kurumu’nda Yakup Karaca’dan bayrağı devraldı
Rıdvan Duran, Basın İlan Kurumu’nda Yakup Karaca’dan bayrağı devraldı
20 yılın ardından 17 AĞUSTOS
20 yılın ardından 17 AĞUSTOS
“Kola, kahve ve kafein bağımlılığına dikkat”
“Kola, kahve ve kafein bağımlılığına dikkat”

AHSEN ARAL UYAR

Nereye Kadar Kıskanmalı?
16 Temmuz 2019 Salı

Hepimiz kıskancız, zira bu duygu yaradılışımızda var. Psikologlar kıskanmayı değil aksine kıskanmamayı bir kişilik sorunu olarak görüyorlar. Dolayısıyla eşimizi, çalışma arkadaşımızı, yoldan geçen tanımadığımız bir kadını veya televizyonda gördüğümüz rastgele bir kişiyi kıskanmamızda hiçbir tuhaflık yok. Tuhaflık; bu duyguyu nereye kadar götürdüğümüz ve bize saçma sapan ya da kötü şeyler yaptırmasına ne denli izin verdiğimizle orantılı olarak ortaya çıkıyor. Yani sırf kıskandığımız için, bize hiç zararı olmamış kişilerin hayat akışını değiştirecek şeyleri bilerek yapıyor veya daha da kötüsü, yapmıyor olduğumuz zaman ürkütücü oluyor.
Hintli matematikçi Ramanujan’ ın adını belki duymuşsunuzdur. 1887 yılında doğup 1920 yılında çok genç bir yaşta veremden ölen bu yetenek, dünya matematik tarihinin büyük efsanelerinden birisidir (*). Hindistan’ da parasız bir ailenin çocuğu olarak doğmasına ve doğru dürüst bir eğitim almamış olmasına rağmen genç yaşında matematik kuramlarında inanılmaz teoremler geliştirir ve çalışmalarını İngiltere’nin önde gelen akademisyen matematikçilerine gönderir. O yıllarda İngiltere’ de üniversite hocaları genel olarak aristokrat aile mensupları imiş. Bu seçkin (!) öğretim üyeleri Ramanujan’ın kendilerine ısrarla gönderdiği matematik çalışmalarına cevap bile vermemişler. Ben bu tavırları için “Adamların Avrupalı olmayana inançları yok, herhalde sömürgelerindeki bir Avaremu’ dan matematik teorem ispatçısı olmayacağını düşünerek çalışmalara bakmamışlardır bile” şeklinde bir tahminde bulunmuştum ki, meğer durum çok başkaymış. Sonradan ortaya çıktığı üzere pek çok matematikçi kendisine gönderilen çalışmalardaki dehayı aslında fark etmiş, ama kıskançlık nedeniyle Ramanujan’ a şans vermemişler.
İngiltere’ de zengin hayatlar süren, tanınmış ailelerin çocukları olan ve analitik eğitim almış bu kişiler dünyanın öteki ucundaki bir garibanı neden kıskanırlar ve adamdaki dehayı bilerek Hindistan’ ın sokaklarına gömmek isterler? Onların dünyasında rekabet çok mu acımasız bir hayat kriteri idi acaba? Ya da anne ve babalarından “Lan eşek herif, haydi yediğin önünde yemediğin ardında olayını geçtik, lord çocuğusun ama o elin garibi Hindistan’ da pis evlerin içinde yaşarken senin yapamadığın ispatları yapmış” türünde eleştiriler almaktan korkmuş olabilirler, hani olaya onların gözlerinden bakmaya çalışırsak… Ama Ramanujan’ ın gönderdiği mektuplardan birisi Hardy isimli bir matematikçiye ulaşıp o da bu çalışmaları meslektaşı ve arkadaşı Littlewood’ a ilettiğinde, Littlewood kıskanmak şöyle dursun, hemen Ramanujan’ ı İngiltere’ ye getirtmiş ve destekçisi olmuş. Peki diğer bütün meslektaşları hasetten çatlarken, onlarla aynı cins ve kumaştan yapılma Littlewood neden kıskanmamış?
O yıllarda İngiltere’nin ve hatta dünyanın en büyük üniversitelerinden birisi olan Cambridge Üniversitesinde tripos adı verilen bir mezuniyet şeref listesi sınavı varmış. Derslerinizi tamamlayıp mezun olacağınız zaman, hocalarınız şeref listesini belirlemek için ilave bir sözlü sınav yapıyorlarmış. Bu sınavda üç ayaklı bir tabureye oturup hocalarınızın sorularına cevap veriyormuşsunuz, zaten sınav adını bu üç ayaklı tabureden (tripod) alıyormuş. Aristokrasinin bu denli yüceltildiği üniversite ortamında bu mütevazilik bir küçük subap işlevi mi görüyordu bilinmez ama şeref listesine girmek isteyen öğrenciler bu tabureye oturmak zorundalarmış. Tripos sınavını birincilikle tamamlayarak o senenin Cambridge Üniversitesi birincisi olan öğrenciye tam soğuk İngiliz esprisi örneği olarak “Wrangler” yani “ÇOBAN” unvanı veriliyormuş. Ramanujan’ a karşı hiç bir kıskançlık duymayan Littlewood  bir “ÇOBAN” mış. Fakat çarpıcı olan şu ki 1885 doğumlu Littlewood’ un babası da aynı şekilde bir “ÇOBAN” mış. Bu yetmiyormuş gibi dedesi de “ÇOBAN” mış. Littlewood’ un yerinde olsanız, yani daha motosikletin bile icat olmadığı çağda, siz, babanız ve dedeniz Cambridge Üniversitesi birincileri iseniz kimi neden kıskanasınız? Siz kendiniz o kadar çok kıskanılıyorsunuzdur ki, nazardan her gün düşüp bir yerinizi kırsanız kimseler şaşırmaz. (O yıllarda biz Türklerde de, Osmanlı’nın Türk’ e bakış açısı yüzünden, yoksulluk ve çaresizlik içinde hem kendisi, hem babası hem de dedesi çoban olan geniş bir nüfus vardı ama İngilizlerin burada bahsettiğimiz türdeki “Çoban” larından çok farklı hayatlar yaşadılar bu zavallılar).  
Kıskançlık duygusunun hayatlarımızın ilk başındaki saf ve katıksız haliyle anne olunca yüzleştim ve ne yalan söyleyeyim biraz ürktüm. Yalın çocuk beyni bir kişiyi çok sevmek ile onu çok fazla kıskanmayı bir arada ve bu iki duyguyu birbiriyle çatıştırmadan yaşayabiliyor ve annesine onun kendisini yargılamayacağını düşünecek kadar güveniyorsa hislerini apaçık ortaya koyabiliyor. Yani çok sevdiği annesine karşı inanılmaz bir kıskançlık duyabiliyor. Neyse ki kızımın bir kıskançlık ağlamasından sonra gittiğim pedagog durumun çok normal olduğunu söyleyip, acaba benim hep böyle panik bir kişilik mi olduğumu sorarak konuyu yetişkin seansına çekmeye çalışınca sakinleşiverdim.
Sonuç olarak sadece kıskandığınız kişiye zarar vermeye çalışıyorsanız, onu sözle, davranışla veya değişik planlarla dolaylı yoldan hırpalamaya uğraşıyorsanız makul sınırların dışına çıkıyorsunuz demekmiş. Ama patronunuz iş arkadaşınızın raporunu çok beğendi diye hasetten çatlayıp sabaha kadar uyumayarak daha güzel bir rapor yazmaya çalışıyorsanız son derece normal bir kişilikmişsiniz. Hatta bazıları kıskançlığın insanın gerçek potansiyelini ortaya çıkaran ve teknolojik ilerlemelerde yüksek rolü olan yapıcı bir duygu olduğunu söylerler. Bu sav doğru olabilir, başkasına zarar verme dürtüsü uyandırmaksızın sizi yukarı çekmeye çalışan duygularınız size faydalıdır, yalnız aman dikkat; birini kıskandığınızda sırf bu yüzden onun hakkında başkalarına “O aslında pasaklının tekidir” diye söylenmeye başlıyorsanız bile tehlikeli sınıra yaklaşmaya başlamışsınız demektir. Başka bir deyişle sınır çizgisi, kıskanılan objeye zarar verme davranışında duruyor. İşyerindeki havalı kadının giydiği eteğin aynısını almak ya da benim çocukluğumda kürk giyme furyasının anlamsızca meşhur olduğu günlerde, tüm akraba, hısım ve çevremizde inanamaz gözlerle seyrettiğim üzere kayınvalidelerin gelinleriyle aynı kürkü almalarında hiçbir tuhaflık yokmuş. Bu tür kıskançlık insanın doğası imiş, “gülünç olmaya çalışmak doğamızda mı var” diyeceğim ama psikologlardan daha iyi bilecek değiliz ya. 
(*). DİP NOT : Ramanujan ününün bir kısmını “Taksici sayısının” mucidi olmasına borçludur. Onu hastanede ziyaret eden arkadaşı kasvet dağıtmak için geldiği taksinin plakasının 1729 gibi sıkıcı bir rakam olduğunu söyler. Ağır veremden ölmek üzere olan Ramanujan ise arkadaşı dahil herkesi dumur edecek olan ünlü cümlesini söyler ;  “Hayır, 1729; iki küp toplamı iki farklı şekilde yazılabilen (123 + 13  ve  103 + 93) en küçük doğal sayıdır”. 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
MEHMET SALİH ÖZELER
MEHMET SALİH ÖZELER
İngiltere’nin İlk Türk Başbakanı -Boris Johnson-: “Ya Batacak, Ya Çıkacak”
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Siber Saldırılar Şimdi de ABD Merkez Bankası’nı Hedef Aldı
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
İşletmenizde Veri Güvenliğini Sağlamak İçin 5 Kolay Yöntem
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Kryztof Kieslowski Dekalog Dizi Filmleri
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Zaman Kendi Çocuklarını Yutar
A. NAZ SÜRENKÖK
A. NAZ SÜRENKÖK
Zamansız Ayrılıklar
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri