Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Gelecek günler, el hijyenine özene; maske, sosyal mesafe kuralının her ikisine uymamıza bağlı
Gelecek günler, el hijyenine özene; maske, sosyal mesafe kuralının her ikisine uymamıza bağlı
Üç ismin vekilliği düşürüldü
Üç ismin vekilliği düşürüldü
CHP'li Kaya'dan LGS ve YKS tepkisi: ''Her şey para değil, biraz da vicdan ve insaf lazım! ''
CHP'li Kaya'dan LGS ve YKS tepkisi: ''Her şey para değil, biraz da vicdan ve insaf lazım! ''
Çankaya camileri yeni normale hazırlanıyor
Çankaya camileri yeni normale hazırlanıyor
Mansur Yavaş, Şehir Plancıları Odası ile görüştü
Mansur Yavaş, Şehir Plancıları Odası ile görüştü

YİĞİT CANDEMİR

Işık Koridorları
21 Mayıs 2020 Perşembe

Zaman... Evet, ardına çok fazla sığındığımız bir kavram kendisi. "Zamanla geçer, zamanla düzelir, zamanla alışırsın, zamanla zamanla...." her şeyi zamana bırakarak neler yaptığımızın farkına varıyor muyuz peki? Elinize bir kronometre alın, telefonunuzda var hepinizin. Ve küçük bir farkındalık yaşatın kendinize, en azından bunu yapın. Kronometreyi açın ve 2-3 dakika boyunca orada hızlıca akan sayıları izleyin. Çok basit bir eylem aslında, fakat çok fazla şeyi açıklıyor .insana. Saliseler umduğunuzdan da hızlı, saniyeler beklendiğinden de çabuk, dakikalar ve saatler normalden daha aceleci gelecek gözünüze. Kronometrede geçen süreyi geri alamazsınız, durduramazsınız, zaman hala akmaya devam eder başka bir saatte. O sayıları tutup yakalayıp geri de getiremezsiniz. Zaman böyledir işte, tutamayacağınız kadar hızlı. Fakat bazen de tutup berbat edebileceğiniz kadar yavaştır. Zamanı nasıl mı pişman edersiniz, Korkarak, pişman olarak, geçmişte takılı kalarak, hatalarda yaşayarak, affedemeyerek, çekip giderek, kaçarak, ileriye bakmayarak, kendinizi öteleyerek, kendinizi kısıtlayarak. Ve her birisinde daha çok zamanı berbat edersiniz. Çünkü zaman geri gelmeyecek ikinci olgu bu dünyada. Birincisi de ona bağlı olan yaşamdır. Ne yaşam ne de zaman asla geri döndürülemiyor ve telafi edilemiyor. İkisi de birbirinden acımasız ve aceleci. Ne zaman ki kendinizden ve yapmak istediklerinizden kaçarsanız, zaman o zaman sizden daha hızlı koşmaya başlar. Ne zaman korkup harekete geçmezseniz zaman sizi geçer, zamana ne kadar bırakırsanız bu hayatı zaman o kadar sizden alıp götürür. Evet geçirir bazı şeylerin acısını, çok güzel alıştırır. Artık acıtmayıncaya kadar zaman size yardımcı olur. En son geriye dönüp baktığınızda artık hissedemediğinizde zamanı ve kendinizi suçlarsınız. Eski halinizi özlemeye başlar ve pişman olursunuz. Zamanınızı berbat etmiş olursunuz. Bu dünya eski moda bir zindan oyunu gibi. Karşınıza hangi canavarın çıkacağı belli değil, her bölüm en zor canavarı yenseniz de o bölümden sonra bir sonraki seviyede daha zor bir canavarla karşılaşacaksınız. Burada size bir kaç seçenek sunuluyor tabii ki, * Kaçmak *Savaşmak * Yere düşüp yenilmek

Siz hangisini seçerseniz seçin bir şekilde hayatınızı etkiliyor elbette. Mesela kaçarsanız, bir daha aynı zindana çıkamazsınız. Kaybetmiş olursunuz. Yere düşüp yenik halde beklerseniz bir başkası o canavarı yenip önünüze geçer. Kaybetmiş olursunuz. Savaşırsanız, belki de yenilirsiniz. Ama kazanma ihtimaliniz her zaman vardır. Hayat kimsenin karşısına yenemeyeceği bir rakibi çıkartmaz. Hayat bazen risk alanları ve korkmayanları ödüllendirir. Elbette bir çok bahanemiz var savaşmamak için ve kaçmak için. Çok da kabul edilebilir gibi gözüken bahaneler. Kabul edilebilir gözükmelerinin tek sebebi kolay olmasından dolayı. Savaşmaktan daha az can yakar korkup kaçmak. Korkup kaçarsanız önünzdeki gerçekliği bile değiştirdiğinizi sanarsınız bazen. Ama savaşırsanız, kaybetme ihtimali ne kadar yüksekse, kazanma ihtimali de o kadar yüksektir. Sizin azminize ve inancınıza bağlı. Ne kadar inanarak savaşırsanız ve azmederseniz o kadar yaklaşırsınız kazanmaya. Elbette her zaman kazanmayacağınızı göreceksiniz. Fakat pes etmemek zaten kazanmayı getirendir. Bir daha savaşacaksınız, bir daha yenileceksiniz ama bu sefer daha güzel yenileceksiniz. Her seferinde yenilgiyi zafere dönüştürmeyi bilerek savaşacaksınız. Çünkü tarih korkakları yazmaz. Ve hiç bir korkak bu dünyadan mutlu göçmez. Savaşanlar elde eder. Kaçanlar değil. "Hayat üzülmek ve kaçmak için yeterince uzundur. Çünkü kaçıp üzülürken zaman çok yavaş geçer. Ama savaşmak ve devam etmek için, korkmamak için yeterince kısadır. Çünkü savaşırken, eğlenirken, riskler alırken hayatın ne kadar hızlı geçtiğini anlamazsınız bile." Bazı bazı zamanlar olacak evet, hayatın bizimle oyun oynadığını, hiç bir şeyin istemediğimiz gibi gittiğini fark ettiğimiz anlar olacak. Seçimlerimiz bizi üzecek, bazen bizi yaralayacak. Yarı yolda bile kalacağız işte. Ama pişman olmamalıyız. Çünkü pişmanlık, geçmişe kapı bırakmaktır. Ve o kapıya er geç bir gün girilir. Er ya da geç bir gün o kapıdan geçilip ilerlemeye değil de gerilemeye başlar insan. Bu yüzden bu hayatta pişman olmadan devam etmektir husus. Mesela bir diğer konu, insanın dik durması güçlüğü.İnsan insan olduğu için yıkılır zaten. Yıkılmayacak olsaydı onun ismi insan olmazdı. Hata yapmayacak olsaydı ismi insan olmazdı. İnsanlar düşünebildiği kadar hissedebilen de canlılardır. Ve düşünerek de olsa hissederek de olsa hata yaparlar. Bunu kabullenmek, bir gece yüzünüze vuran rüzgarın yanağınızı ölmüş birisinin elinden okşamasının hissiyatı gibidir. O yanağı okşayan ölü müdür? Yoksa kendini mi öldürtmüştür? Bilemezsiniz ki. Sadece bir anda hayat size el verir ve o rüzgarı selamladığınız gecenin kısa bir süre ardından güneş kendini göstermeye başlar. Ve hayat size der ki, " savaştın, yendin ya da yenildin. En azından çabalayıp savaştın. Çabana değdi mi, karşılık aldın mı önemli değil. Sen savaştın ya, o sana yeter. Başka bir zaman da savaştığında bu tecrübeni kullanırsın." der. İnsan dik durmayı öğrenir mi? Öğrenir elbet. İnsan değişir mi? Değişir elbet. İnsan hatasından döner mi? Döner elbet. Bütün bunları yapabilmesi için de gereken şey garip bir denklemdir ki zamandır. Çünkü insanın o 25. saat vicdan mahkemesinden sağ çıkması gerekir önce. O mahkemeden canlı çıkabilen insan değişir. Mahkemeden kaçan sadece kendini kandırır. Bakın bakalım, hangi insan hangi hüsrandan ve buhrandan sonra değişmiyor? Mevsimler bile değişiyor be, insan mı değişmeyecek. Elbet değişir insan. Fakat bunu da görebilen zaten anlar. Görmeyi reddeden insan olmayı becerememiştir. Her neyse. Dik durmak diyordum, evet. Dik durmak ziyadesiyle zor bir eylemdir çünkü hayat sizin diz kapağınızın tam arkasına sert darbeler indirir, sırtınıza çuvallar dolusu yükler koyar, başınıza her kulaktan bir fikir fısıldar. Peki buna dayanmak da anlatıldığı kadar kolay mıdır? Elbet değildir. Bazı insanlar için kolaydır. Çünkü o insanlar savaşçı doğmuştur, o insanlar doğduğundan beri erken yaşlarda yaşamak için savaştırıldığından mütevellit kalın kabuklara sahiptir. Her kabuğun ince noktası vardır, birilerine açtığı narin yanları vardır. Buna zayıflık der insanlar. Aslında bilmezler, o narin noktayı örmek için ne kadar güçlendiğini bilmezler. O narin noktaya zarar gelmesin, onu ince eleyip sık dokuyarak koruyayım diye çabalayan insanların ördüğü güçlü duvarlara değil de narin noktalarına bakıp "zayıf" diye adlandıran insanlar var oldu, olacaktır da. Siz boşverin, herkes her şeyi anlamak zorunda değil ya. Bırakın zayıflık sansınlar .En azından sizin örebildiğiniz duvarlarınız ve korumak istediğiniz şeyleriniz var. Dik durup yürümeye devam edin. Hayat bunun için kısa.

Mesela bir diğer konu. İnsan nasıldır? Yani bir çok cevabı var da. Ben nasılımdır ki? Deli olabilirim. Klinik tescilli olmak için çok şansım olduysa da ben reddedişimle doğruladım bunu sanırım. Ama pek de önemsemiyorum. Çünkü bunun ayrı bir tadı var. Dünyaya özgürce ve korkmadan tek başına kafa tutmaya çalışmak akıllı insanların işi değildir zaten. Eğlenmeyi ve yaşamayı doyasıya isteyen insanlar zaten delidir. Bir isteğim olduysa onu yaparım. Sonucunun iyi veya kötü olduğunu pek önemsemem. Çünkü tam aksini öğretebilecek bir ailem olmadı. Sadece bir filmde geçen replik gibi " ben polis arabasını kovalayan o köpeğim, tek derdim kovalamak. Yakalayınca ne yapacağımı bilmiyorum. O zaman karar veririm ona" evet bazılarımız da böyleyiz maalesef. Çünkü anı yaşamak ve dünde takılı kalmamak, haykırırcasına yaşamak budur. Korkmayın, yaşayın, sevin, aşık olun, terk edilin, hata yapın, pişman olmayın, kaçmayın, eğlenin, özgürce savurun ellerinizi rüzgarın tersi yönüne, aklınızdan geçenleri içinizden geçenleri haykırın sonsuz gökyüzüne, başlı başına bir devrimsiniz, dans edin, koşun, çay için, sevişin, sevin. Sevilecek çok az yanı olan bu dünyayı sevin. Çünkü sevmeyince bu dünya çekilmez. Ve her ama her zaman yaşamaktan vazgeçmeyin. Hayat çook kısa. Fazla kısa, mesela bugün ben bir adım daha ileri atsaydım ölüyordum araba çarptığında. Kimisi buna " dikkat etseydin" diyebilir. Kimisi de sınırda yaşayabilmenin özgürlüğü diyebilir. Sınır ve özgürlükleri iyi kavrayabilmek sizi hayatta zevkin doruğuna çıkartır. Kaçmak değil. Korkmak ve pısmak sadece ölümlülere özgüdür. Siz bu dünyaya iz bırakacaksanız yaşayın. Buna değer. Seviyor musunuz, affedin. Aldatıldınız mı, affedin. Öldürüldünüz mü? Ölün. Terk mi edildiniz, yaşayın, paranız mı kalmadı, çabalayın. İnsanlar sizin yaşama çabanızı " sefil ve aciz zayıflıklar" olarak nitelendirecek, çünkü onların kalkıp bunları yapmaya cesaretleri olmayacak. Oturan eleştirir, aynı işi yapan bilir o işin zorluğunu. Sırf yaşamaya çalışıyor ve savaşıyorsunuz diye sizi sefil ve boş çırpınışlar olarak gören insanlara aldırmayın. En azından siz deniyorsunuz, onlar oturup eleştiriyor. Bu da bir şey. Başaramasam bile savaştım diyebilmek mi iyi, yoksa oturduğum yerdeyim hala başaramadım. demek mi iyi ? Siz düşünün. Ve unutmayın, Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

 

Ve Haluk Bilginer'den bir alıntı;

" çok canım sıkılıyor,

bir kuş vuralım istersen"

 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Karantina Günlerinde Ses Yarışmasıyla Nefes Almak
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Taşhan, Havyar, Karpiç ve Süreyya
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
65 Yaşın Gönül Ahları...
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Genç İşsizlikte Dünya 4.’süyüz
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
“Ceset” Filmi Analizi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Bir Avluda Kulağa Vuran Melodi
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri