Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Kırmızı Oda'nın Alya'sı veda etti
Kırmızı Oda'nın Alya'sı veda etti
Kadın Ritmik Cimnastik Grup Milli Takımı, Avrupa şampiyonu oldu
Kadın Ritmik Cimnastik Grup Milli Takımı, Avrupa şampiyonu oldu
Otel ve konaklama tesisleriyle ilgili yeni genelge
Otel ve konaklama tesisleriyle ilgili yeni genelge
Türkiye genelinde sokağa çıkma kısıtlaması başladı
Türkiye genelinde sokağa çıkma kısıtlaması başladı
Vaka 30 bini aştı, vefat 182
Vaka 30 bini aştı, vefat 182

SİNAN VARGI

Gıda Konusunda Toplumda Endişe Yaratmak
19 Ekim 2020 Pazartesi

Gıda konusunda toplumda endişe yaratanların başında Türk-İş yıllarında birlikte çalıştığım beslenme uzmanı Osman Nuri Koçtürk gelir. Toplumu “zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şeklinde ki bilinçaltı oluşumlarla margarine alıştırmaya şiddetle karşı çıkan Osman Nuri Koçtürk hocanın verdiği mücadelenin bir benzeri dört aydır bir kanun tasarısı konusunda veriliyor.

 

Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk ile Türk-İş’e ilk girdiğim yıllarda tanıştım. Belki de yıllar süren tüketici-gıda mücadelesinin ilk kıvılcımını ondan aldım. Türk-İş ve Yol-İş Sendikası yayınlarından çıkan çok önemli dört kitabı vardır, bunlar işçi beslenmesi, Türk Tarımının sorunları ve İşçi Üniversitesi adlı çok kapsamlı bilimsel yayınlardır. Yıllar sonra kızı komşum Ata Naime Koçtürk ile tanışma ve konuşma fırsatım olmuş, hocamın bazı ek makale ve çalışmalarını bir kez daha gözden geçirmiştim.  Osman hoca, tam yarım asır önce gıda sanayinin komplosunu görmüş ve neredeyse bunlara karşı tek başına mücadele etmiştir. Hayatı boyunca doğru bildiği yoldan şaşmayan ve o nedenle başı dertten bir türlü kurtulamayan Osman Nuri Koçtürk’ün bilinen ilk isyanı, ABD’nin ”güya!” ilkokul çocuklarının beslenmesi amacıyla ”yardım” adı altında Türkiye’ye gönderdiği "üretim artığı" süt tozlarının kullanımına ve dağıtımına karşı çıkması olmuştur. Osman Nuri Koçtürk’e göre bize ”yardım” olarak yutturulan bu süt tozlarının parasını aslında biz zaten ödüyorduk. Üretim artığı bu süttozlarına ”yardım” denilmesinin nedeni, parayı Amerikan doları olarak doğrudan Amerikan bankalarına değil de ABD’nin Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmasından başka birşey değildi.

 

Para yurtdışına çıkmıyor diye Amerika’lılar "sözümona!” iyilik etmiş oluyorlardı.

Amerikalı çiftçilerin üretim fazlası sütlerine hem para veriyor, hem de onlardan müteşekkir olmamız bekleniyordu.

 

Üstelik süttozlarına kalite kontrolu falan da yapılmıyordu. Bu ürünler sıklıkla piyasaya sürülüyor, yoğurt yapımında kullanılıyor ve tüketici bir kez daha aldatılıyordu. Kaldı ki bizim süttozuna ihtiyacımız da yoktu, üretim fazlası bu tozlar bizim sütçülüğümüzü de baltalıyordu. Osman Nuri Koçtürk bunlari her yerde yazdı-çizdi-anlattı ve süttozlarının itibarı iki paralık oldu

 

Osman Nuri Koçtürk’ün ikinci büyük tepkisi, soya ürünleriyle birlikte geldi. 1960 başlarında ABD soya fasulyesi üretiminde dünya birincisi olmuştu ve ABD soya ürünlerine dünya çapında bir pazar açma çabası içindeydi.

 

Soya fasulyesi, iyi, kaliteli bir nebati protein, yağ ve posa içeren, çok yönlü, besleyici, ayrıca toprağı besleyen bir üründü. Amerikalılar soyanın bu özelliklerini öne çıkararak ”yardım” adı altında Türkiye’ye çok çok ucuza soya yağı satmaya başladılar. Bu bol kazançlı satış, soya yağının ucuz olması nedeniyle kamuoyuna yine Amerikan yardımı diye pompalanıyordu...

Piyasalara sunulan ucuz soya yağları ile üretilen ”yerli!” margarin pazarı, o yıllarda tereyağı gibi katı yağların damar sertliği yaptığı araştırmalarını ve tezlerini de arkalarına alarak kârlı ve mükemmel bir pazara ilk adımlarını attılar.

 

Osman Nuri Koçtürk’e göre, bu gelişmelerle birlikte, damar sertliğine yol açmayan, her biri ayrı tat, güzellik ve özellikte mis gibi zeytinyağlarının üretildiği bu canım memlekette, kendi ürettiğimiz değerlerin kıymetini bileceğimiz yerde, artık soya orjinli margarinlerle beslenmeye başlamıştık. Üstelik beklenilenin tersine, kalp hastalıkları riski beklenildiği gibi azalmamış, ciddi bir biçimde artmaya da başlamıştı.

 

Koçtürk, bu dönemde, soya yağına karşı radyo ve basında mücadelesini sürdürürken, Türk halkına verdiği mesajlar arasında tarhana çorbasını tavsiye etmeye başladı. Tarhana çorbasının besleyici değerini halkımıza anlatmaktan usanmayan Koçtürk, 1960’lı yıllarda TRT radyolarında (henüz televizyon yoktu) yaptığı konuşmalarda sık sık tarhanayı gündeme getirmesi nedeniyle Türkiye’nin üç Osman’ından ( Politikacı Osman Bölükbaşı:TRT Osman, İzmir Belediye Başkanı Osman Kibar: Asfalt Osman, Beslenme Uzmanı: Tarhana Osman) biri olarak anılmaya başlandı. Yazık ki yerli pazarımızın en değerli ürünlerinden biri olan zeytinciliğimiz de emperyalizmden beslenen margarincilerin rekabeti karşısında geriliyor, kan kaybediyordu... Halkımız ”Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman..” şarkılarıyla yönlendiriliyor, zeytinliklerimiz sökülmek isteniyordu...

 

Margarinlere karşı zeytinyağını savunan Osman Nuri Koçtürk, bu mücadelesine kızan çevreler tarafından Konya’da bir köşeye sıkıştırılarak öldürülmek isteniyor, ancak bu saldırıdan büyük bir şans eseri kurtuluyordu.

 

Osman Nuri Koçtürk’ün yönetenlerin hoşuna gitmeyen üçüncü savaşı, ışınlanmış ”Sonora buğdayı” na karşı oluşu idi.

 

1960’ların ortalarına doğru ABD yeni bir ”Yeşil Devrim” projesinin başını çekiyordu. Bu projeye göre çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılan dayanıklı tohumlar, bu tohumlara en uygun gübreler ve ilaçlarla birlikte bir ”paket” seklinde gelişmekte olan ülke üreticilerine gönderilecek, böylece de bütün dünya yeni bir ”yeşil üretim” tarzına geçecekti.Elbette, bütün bu örnek tohumlar ve ideal gübreler sadece Amerika’dan satın alınacaktı. Örnek tohum, Amerika’lı araştırmacılar tarafından Meksika’nın Sonora bölgesinde geliştirilen ”Sonora Buğdayı” idi. Bu tohum yüksek verim veriyordu ve hastalıklara karşı ışınlanmıştı. Sonora, karşıt eylemler, direnmeler olmasa idi pilot bölge olarak seçilen Güneydoğu Anadolu’da bir yerlere ekilecekti.

 

Hayatı boyunca aldığı tehditlere aldırmadan doğru bildiklerini yüksek sesle söyleyen Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk, günümüz dünyasında ışınlandırılmış üretim ürünlerinin artık çoktan yasakladığı bu felaket projesinin sonuçlarını daha o günlerde görmüş ve engellenmesini sağlamıştır. Osman Nuri Koçtürk’ün çok sayıda gazete ve dergide yayınlanmış makalelerinin yanı sıra yirmi civarında kitabı yayınlanmıştır. Bunlar arasında en çok ilgi uyandıran üç kitabının isimleri: Gıda Emperyalizmi, Sessiz Savaş ve Açlık Korkusu’dur.

 

12 Eylül darbesinden sonra bir süre gözaltında tutulan, horlanan ve dövülen Osman Nuri Koçtürk, serbest bırakılmasının ardından küskün, içe dönük bir hayatı yaşamayı tercih etti. 4 Nisan 1994 tarihinde Ankara Ar Sokak (Şimdilerde ”ilk hedefiniz akdenizdir ileri.” denilen sokak zincirinin ilk’inde) vefat etti,

 

Süt tozları bitti ama Osman Hoca’nın margarinlere verdiği savaş sonrasında trans yağlar mücadelesi de sürdü. Margarinler artık zeytinyağlı, kalp dostu olarak satılsa da artık kahvaltı da öyle ekmeklerin üzerine sürülen margarin reklamlarını görmüyoruz.

 

Osman hocanın karşı çıktığı radura adı verilen radyasyonlu ışınlama ise bir şekilde devam ediyor. Ama onun zamanında olmayan bir başka tehlike GDO lu ürünler konusunda yıllardır kamuoyunu korkutmaya devam ediyor. GDO lu ürün konulan depolardan görülen kaçaklar sonuçta tarlalarda ki bitkileri de etkileyebilecek.

 

Osman Nuri Koçtürk’ün uyarıları haklı gerekçelere dayanıyordu. Yıllar sonra ülkede kalp damar hastalıkları, obezite, şeker hastalıkları ve kanserin her türlüsü katlanarak arttı.

 

Pekiyi şu anda kimler ve gıda ve beslenme konusunda toplumda infial yaratan. Bir bayan hocamız var, bir kanser hocamız ve birkaç kişi daha. Toplasak beşi geçmez. Bir kısmının söylediğini bir kısmı duymasa da, söylediklerinin birçoğu kendi kişisel görüşleri gibi yansıtılıyor. Haftada birkaç gün katıldıkları televizyon programlarında artık Osman hoca gibi bilimsel bir altyapı ile değilde kendi görüşleri doğrultusunda toplumu yönlendirmeye gayret ettiler. Artık sabah kadın magazin programlarından bir diğerine koşturmaya başladılar. Bazısı ben bu konuyu şu kitabımda yazdım diye kendi kitabının örtülü reklamını yaparken, biri de kaya tuzu yiyin, paça için lahmacun yiyin gibi genel geçer sağlık öğütleri vermeye başladılar.

 

Tüketici eğitimlerinde kalbinde stent olduğunu ve yüksek tansiyon için günde iki hap ve bir de di-üretik aldığını söyleyen  “kalp damar hocası kaya tuzu yiyin diyor, bende yiyeceğim” diye bize soruyor. Kollestrolü trigliseridi ve gut hastalığı için ilaç alan sık sık ayak başparmağı şişen bir başka tüketici ise “ hoca paça çorbası ve lahmacun yiyin dedi “ diyerek konuşuyor. Sizin için değil o ifadeler, siz bir sağlık ocağı hekiminize danışın lütfen dediğimizde ise “ o ne bilecek yaa, koca profesör böyle diyor, kaç kitabı var “ diyordu.  Ortalığa sonucu ne olacak diye düşünülmeden söylenen bu önerilerin insan ve toplumun sağlığı üzerinde nasıl yıkıcı etkileri olduğuna bizzat şahit olmuştum Kanser konusunda ise kanıtlanmamış kişisel görüşlerini şu kanser yapar bu yapar diyerek açıklayan bir uzman ise, aslında bu konudaki bilimsel raporları derleyip, elinde tutarak göstermek yerine sabah kadın programlarında bayan sunucu köfte yoğururken ayakta bu bilgileri öylesine veriyor.

 

Bu kadar gayri ciddi bir sunum tekniği, aslında gerçek olan konularında ciddiye alınmamasına ve gerçek uzmanların konuşmalarına da engel oluyor. Televizyon kanallarında böyle sansasyonel açıklamalar yapan kişiler giderek ekran bağımlısı haline geliyor ve hemen her türlü programa bu kişiler çağrılıyor. Konuşulan konular tüketici ve sağlık açısından can alıcı önemi olan konular olsa bile, programlarda bağırış çağırış tartışma programın formatı olduğu için bir sonuç alınamıyor.

 

Korona salgını süresince hemen her konuda bilgi veren,  koronaya karşı paça çorbası için diye önerilerde bulunan bu kişiler şu anda ortalıkta görülmüyorlar.

 

Pekiyi bunlar doğru bilgiler miydi? Çoğu tüketici açısından doğru idi, ama gerçek amaç o gayri ciddi ortamda kavranamadı, sulandı gitti. Kimi muayenehane ücretlerini arttırdı, kimi kitabının örtülü reklamını yaptı. Soruyu soran spikerlerin tıp konusunda bilgisizlikleri de konuyu ayrı bir yöne taşıdı.

 

Sonuç..

 

Bu kişilerin programlara çıktığı zaman verdiği bilgilerin birçoğunun halkı yanılttığı ortaya çıkınca Sağlık Bakanlığı bünyesinde Ulusal Beslenme Konseyi kuruldu. 2019 yılı başında kurulan konseyin kurulma amacı  “Konsey, sağlıklı beslenme, beslenme ile ilişkili hastalıkların önlenmesi ve kontrolü ile ilgili mevcut şartların iyileştirilmesi, sağlıklı beslenme kültürünün ülke genelinde yaygınlaştırılması, ülke genelinde doğrudan veya dolaylı olarak beslenme ve yiyecek içeceklerden kaynaklı sağlık durumu ve hastalıklarla ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için tavsiyelerde bulunmak üzere kurulur” şeklinde açıklanmıştı. Konsey ilk olarak yağ, tuz, şeker nişasta bazlı şeker, ekmek süt yoğurt gibi konularda çeşitli üniversitelerden gelen bilim insanlarının oluşturduğu komisyonlar ile tarafsız-bilimsel araştırmalar yaparak konuları ele aldı. Haziran 2020 de toplanarak vardığı sonuçları açıklayacaktı. Ancak araya giren korona virüs salgını nedeni ile bu bilimsel raporlar kamuoyu ile paylaşılamadı.

 

Bir başka sonuç.

 

Eğer topluma gıda konusunda tarafsız-bilimsel bilgiyi zamanında sunmadığmız takdirde aradaki boşluğu birileri doldurur. Bu durumda yetkili yetkisiz herkesin konuşmasını önlemek için sansür yoluna başvurmaktır. Bu ise geçtiğimiz dört ay içinde gıda güvenliği konusunda konuştuğumuz konuların başında geliyordu.

 

Siyasi iktidar tarafından hazırlanan Gıda ve Tarım alanında bazı düzenlemeler yapılmasına yönelik kanun tasarısının 28. 29. Maddeleri tam da bu sansür uygulamasını içeriyordu. Yasa teklifinin 28. Maddesinde 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 3. Maddesinin birinci fıkrasına 79`uncu bent olarak yanıltıcı yayın tanımlamasıyla "her türlü yazılı, görsel, işitsel ve dijital iletişim araçları üzerinden yapılan ve ticari reklam kapsamına girmeyen, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicide endişe, korku ve güvensizlik yaratarak tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen gerçeğe aykırı yayınlar" maddesi eklenmiştir.

Teklifin 29. Maddesinde konuyla ilgili olarak 5996 sayılı kanunun 24. Maddesine 5. Fıkra eklenerek "Gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda yanıltıcı yayın yapılamaz" hükmü getirilerek yanıltıcı yayınların yasaklanacağı, 30`uncu maddede ise 5996 sayılı yasanın 40. Maddesine "r" bendi eklenerek "…yanıltıcı yayın yapan kişilere yirmi bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir" ifadesiyle bunu yapanların cezalandırılacağı anlaşılmaktadır.

Kamuoyunda bilinenin aksine, gıda güvenliği konusunda tüketicide endişe, korku ve güvensizlik yaratarak, tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen, gerçeğe aykırı yanıltıcı yayınların hangisi olduğuyla ilgili kararı bilime dayalı biçimde verecek bir bilimsel kurulun yasal düzenleme içerisinde yer almadığını önemle vurgulamak isteriz. Tarım ve Orman Bakanı`nın vermiş olduğu demeçlerden yola çıkarak böyle bir kurulun yasal düzenlemede yer alacağı düşüncesi hakim olmuş fakat torba yasa tasarısı içinde böylesine bir oluşuma yer verilmemiştir. Yetkililerle yapılan görüşmelerde oluşturulacak bir bilimsel kurulun 5996 sayılı yasanın 43. Maddesinde ifade edilen "Komisyonlar ve ilgili kuruluşlarla işbirliği" çerçevesinde ele alınması gereken bir konu olduğu söylenmektedir.

 

Sözün bir başka özü de şu. Eğer bu ülkede gdo’lu ürün insana zararlı dersen, yetkin de yoksa, al sana  para cezası. Ya da nişasta bazlı şeker, pancar şekerine göre obeziteyi daha fazla arttırıyor dersen para cezasına çarptırabilirsin. Para cezasını verecek olanların yani kurulun bile nasıl oluşacağı, kimlerden oluşacağı belli bile değilken.

 

Aslında bu madde ile başta tüketici örgütleri olmak üzere, meslek örgütlerine de aba altından bir sopa gösteriliyor. Kurulacak olan bilim kurulu konusunda hiçbir bilginin olmaması kurulun neye ve kime göre hareket edeceği kuşkusunu da getirdi. Bazı çok uluslu gıda şirketlerimi korunacak, halkın sağlığı ile ticaret arasındaki denge nasıl sağlanacak, bunlar hep belirsizdi.

 

Şimdi yeniden bir belirsiz döneme girildi.

 

Kanun tasarısı ilk çıktığı günlerde hükümete yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak Gazetesinde Yusuf Kaplan 17 Temmuz 2020 günlü yazısının sonunda kendisinin karşı çıktığı konuları duyumlarını da katarak şöyle yazmıştı.

“Son yarım asırda tam anlamıyla gıda terörüne maruz bütün dünya. İnsanın değil, bitkilerin fıtratını da bozan sapkın bir uygarlıkla karşı karşıyayız. Tek derdi, kârı maksimize etmek, dünyayı sona kadar sömürmek bu kapitalist uygarlığın.

İnsanları kısır ve kanser yapan, insanın fıtratını bozan gıdalar hakkında konuşmak, haber yapmak, açıklamada bulunmak suç sayılacak ve 50 bin TL ceza verilecek!

Yeni Gıda Kanun Tasarısı böyle diyor!

İntihar bu!

Adamlar, babalarının çiftliği gibi cirit atıyorlar!

Hem fıtratı hem de nesli bozacak Gıda Kanunu geri çekilmeli! Derhal, hemen ve şimdi!

İstanbul Sözleşmesi’nden sonra böyle bir yasayı toplum kaldıramaz! Bunun faturası çok ağır olur hükümete!

Benden uyarması. Hükümete düşense, gereğini yapması: Kanun Tasarısını geri çekmesi, bu tasarının gerisindeki lobilere postalaması! Vesselâm.”

Bu tasarının arkasında olan bizim yıllardır mücadele ettiğimiz birkaç lobi var. Bunu artık gördüğünüz gibi bizler değil siyasi iktidara yakın yazarlar da söylüyor.

 

Bu yüzden kamuoyuna doğru-tarafsız-bilimsel gıda ve beslenme bilgilerinin vakit geçirilmeden verilmesi için Ulusal Beslenme Konseyi’nin acilen toplanmasını istiyoruz.

 

Osman Nuri Koçtürk’ün  bilgilerini derleyen Hakan Kenan Taşoluk’a teşekkür ediyorum.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
VOLKAN ÖZTUNA
VOLKAN ÖZTUNA
Güçlü Şifre Nasıl Oluşturulur?
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Karantina Döneminde Kadına Şiddet Vakaları Arttı
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
“Guguk Kuşu” Filmi Analizi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Kafatasında İki Kişi
DENİZ DİNÇER
DENİZ DİNÇER
Günce, Müzik Listelerini Alt Üst Edecek!
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
7.8 Milyar İnsan Coronavirüs Aşısı Bekliyor!
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri