Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
“Sığınmacı sorunu için Şam  yönetimiyle tekrar görüşmeye başlanmalı”
“Sığınmacı sorunu için Şam yönetimiyle tekrar görüşmeye başlanmalı”
Kosova’nın bağımsızlığının 12’nci yılı Ankara’da kutlandı
Kosova’nın bağımsızlığının 12’nci yılı Ankara’da kutlandı
SPD Başkanı Dursun Yıldız: Tarım ve Orman Şurası Eylem Planı’nı değerlendirdi: Mevzuatta düzenleme yapılması faydalı olur
SPD Başkanı Dursun Yıldız: Tarım ve Orman Şurası Eylem Planı’nı değerlendirdi: Mevzuatta düzenleme yapılması faydalı olur
Bu proje ile kadınların politikada temsillerinin güçlendirilmesi hedefleniyor
Bu proje ile kadınların politikada temsillerinin güçlendirilmesi hedefleniyor
EMO Ankara Şubesi seçimleri sonuçlandı
EMO Ankara Şubesi seçimleri sonuçlandı

FATMA GÜL ÖZDOĞAN

Derviş Zaim Sineması
24 Ocak 2020 Cuma

1996 yılına gelindiğinde Türkiye’de ilk defa sıfır bütçe ile (sadece ham filmin parası ödenmiştir) bir film çekiliyor ve film çok büyük başarı kazanıyordu. Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata’sı, Türk sinemasında yeni bir yönetmeni ve yeni bir tarzı haber veriyordu. “İstanbul’da, Boğaz çevresinde düşmüş insan portreleri yakalayan ve en önemli silahı samimiyet olan bu film Zaim’in kısa sürede sevilmesine ve ona dair umutlar beslenilmesine yol açtı,”  İlk filmi “Tabutta Rövaşata” da hapishanelerin bile artık almak istemedikleri evsiz Masun’un hikâyesi üzerinden İstanbul’un alt kültürüne, sokaklarına, aidiyet sorunlarına ve agorofobia’ya parmak basar. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan filmde soğuk gecelerde ısınmak için araba çalan ve sabaha kadar gezdikten sonra arabaları yerine bırakan Mahsun’un hikâyesi anlatılır. Araba çaldığı için sürekli karakola götürülüp dayak yiyen Mahsun’un hayatı, eroinman bir kıza âşık olunca iyice karmaşık bir hal alır. İkinci filmi “Filler ve Çimen” de “Filler oynaşırken olan çimenlere olur” deyişinden yola çıkan Zaim, çok iyi bir oyuncu kadrosuyla yakın dönem Türkiye tarihine ve devlet-mafya ilişkisine ışık tutmaktadır.
Üçüncü filmi “Çamur” da ise, bireylerin hikâyesini anlatıyormuş gibi görünürken, aslında Kıbrıs sorununa parmak basmaktadır. Çamur’u “bir yeniden doğuş filmi” olarak tanımlayan Zaim, garip bir nedenden ötürü konuşamama hastalığına tutulan karakterinin gizemli bir çamurdan medet umması üzerinden Kıbrıs sorununa bakmaktadır. 
2006 yapımı son filmi “Cenneti Beklerken” de ise yönetmen yeni bir sinema dilinin arayışı içine girmiştir. Zaim, Cenneti Beklerken’de minyatür sanatının temel meselelerine uygun bir sinema dili yaratmaya çalışmıştır. Minyatür sanatının gerçeklikle onun suretleri arasındaki ilişkiyi sorgulayan, mekânın ve zamanın esnekliğine dayanan yapısı “Cenneti Beklerken”e de sirayet etmektedir. Filmin kurgusu ve kadrajları minyatür sanatçılarının zaman ve mekânla kurdukları ilişki gibi, katı olmayan, kaygan ve değişken bir nitelik taşımaktadır. Filmin öyküsü, 17. yüzyıl İstanbul’unda yaşayan minyatür ustası Eflatun’a dayanmaktadır. Bir gün bir Osmanlı konağına götürülen Eflatun, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanan Danyal adında bir şehzadenin uzak bir eyalette yakalandığını ve idam edileceğini öğrenir. İdam edilecek şehzadenin kimliğinden emin olabilmek için Eflatun’dan isyancının Batılı tarzda bir portresini yapması talep edilir. Eflatun, yanına verilen bir grup seçme adamla birlikte İstanbul’dan Anadolu’ya zorlu bir yolculuğa çıkar. Yolda karşılaşıp yanına aldığı Leyla ile birlikte yolculuğuna devam eden Eflatun, kendisini büyük bir maceranın içinde bulur.
Bütün filmleri ışığında Zaim’in sinemasına bakacak olursak, ilk olarak sinemasının “mekân” öncelikli bir sinema olduğunu söyleyebiliriz. Derviş Zaim filmlerinde mekânı büyük bir başarı ile kullanır. Daha da önemlisi, Zaim filmlerinde baskın olan iç mekânlardan çok dış mekânlardır. Tabutta Rövaşata neredeyse tamamı dışarıda geçen, İstanbul’u mekân olarak kullanan bir filmdir. Filler ve Çimen’de de aynı şekilde dış mekân çekimlerine büyük yer verildiğini görürüz. Çamur filmi ile birlikte mekân olarak İstanbul dışındaki yerleri kullanmaya başlayan Zaim, hem Çamur’da, hem de Cenneti Beklerken’de Anadolu’nun açık alanlarını sıklıkla filmlerine mekân olarak kullanır. 
Dış mekân olgusunun yanı sıra, Zaim sinemasının görsellik ve renk öncelikli bir sinema olduğunu da söylemek mümkündür. Kullandığı mekânların görsel derinliğini ve gücünü, aynı zamanda renklerini büyük bir başarı ile yansıtır. Hatta kimi zaman, görselliğin etkisi filmin bile önüne geçer. Renklerin uyumlu ve etkileyici olması için uygun filtreler kullanmaya özen gösteren Zaim, bu tavrını bütün filmlerinde sürdürür.
Filmlerindeki müzik kullanımına gelindiğinde ise, Zaim’in bu konuya da özel bir önem verdiğini görmekteyiz. Bab-ı Esrar’ın müziklerini yaptığı ilk filmi Tabutta Rövaşata’dan itibaren müziği olay örgüsünün içine yerleştirmeye büyük özen gösteren yönetmen, her filminde müziği de hikâyeye dâhil etmeyi başarmıştır. Bu nedenle, filmlerinden sahneler akla geldiğinde, o sahnelerdeki müzik de akla gelebilmektedir ve bu da etkili müzik kullanımını göstermektedir.
Zaim’in filmlerinin çıkış noktalarının kısa ve öz hikâyeler olduğunu söylememiz mümkündür. Bu kısa ve öz hikâyeleri geliştirerek, film içinde büyük birer hikâyeye dönüştürür. Zaim’in filmlerinde dikkat çekeceğimiz bir başka nokta kendisinin farklı kültürlerle ve Osmanlı İslam sanatı ile ilişkisidir. Tabutta Rövaşata’da İran’dan getirilen tavus kuşlarını filmde bu sanata gönderme olarak kullanan Zaim, Filler ve Çimen’de de ebru sanatına yer verir. Cenneti Beklerken ise, bu ilginin doruğa çıktığı noktadır ve film tamamen minyatür sanatı üzerine kurulmuştur. Zaim bu ilgisinin bundan sonraki filmlerinde de devam edeceğinin işaretlerini vermektedir.
Herkese iyi seyirler dilerim.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
“Başkent’in Boğalgazı (!)”2*
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Jeotermal Yatırımların Geliştirilmesi İçin Destekler Artıyor
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Zeki Demirkubuz Filmlerinde Kadın Karakterler Temsili
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Dünyaya Veda
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Dünyanın İlk Katlanabilir Çatı Güneş Enerjisi Santrali Elektrik Üretimine Başladı
A. NAZ SÜRENKÖK
A. NAZ SÜRENKÖK
SIM Değişimi Saldırılarına Dikkat
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri