Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
HESTOUREX 2019’da hedef 30 milyar TL
HESTOUREX 2019’da hedef 30 milyar TL
Tüm Türkiye'deki karakollarımıza 2 bin 500 kadın polis alacağız
Tüm Türkiye'deki karakollarımıza 2 bin 500 kadın polis alacağız
PTT’den SASAD’a e-dönüşüm desteği
PTT’den SASAD’a e-dönüşüm desteği
Gelin sandıklarından yeni vizyon vitrinlere “Kasnak Nakışı ve Kanaviçe”
Gelin sandıklarından yeni vizyon vitrinlere “Kasnak Nakışı ve Kanaviçe”
Ankaralı suyunu musluktan içmek istiyor
Ankaralı suyunu musluktan içmek istiyor

Ahu Tüzün DEMİRDAMAR

Çocukluğumuza Sarılmak…
14 Mart 2019 Perşembe

Yıllar önceydi, kendisine özel sayfasında güzel hikayeler yazıp paylaşan bir arkadaşım, bir gün şu soruyu sordu: ‘’Size hayatınızın şimdiye kadar olan herhangi bir gününü tekrar yaşama şansı verilse hangi günü seçerdiniz? Bunu anlatan bir yazıyı paylaşır mısınız?’’
Paylaşılan tüm yazıları tek tek okumuştum. Bu gün aklımda kalan şey; yazıların büyük çoğunluğunun, kişilerin çocukluk yıllarına ait bir günü tekrar yaşamayı seçmek istemeleriydi.
Sonra hemen birkaç gün önce yaşadığım bir olay geldi aklıma. Bir mühendislik ofisindeydim, birbirinden farklı ülkelerden gelmiş pek çok mühendisin ortak bir proje için çalıştıkları bir ofis ortamı. Mühendislerden bir tanesi ellili yaşlarında, kucağında bir çikolata kutusu ile gelmişti, tıpkı küçük bir çocuk muzipliğinde gülümseme ile, kendisine bakanlara:
“Neden bakıyorsunuz? Canım istedi aldım ve hepsini yemeyi düşünüyorum. Çocukluğumda çok isterdim ama alamazdım, ailem izin vermezdi, artık istediğim kadar alabilirim ve yiyebilirim” demişti.
Küçüklüğümden beri bir alışkanlığım var, bazı anları o anda dondurarak hafızama kayıt ediyorum ve o anda fonda mutlaka bir şarkı, bir şiir ya da görsel süsler yer alıyor. İşte bu kucağında çikolata ile muzipçe gülümseyen mühendisin sözleri bittiğinde, hafızamda bir anda konfetiler patladı, ofisin çatısı uçarak havalandı ve ardından uçan rengarenk balonlar gökyüzüne doğru açıldı. Ofiste çalışan herkes ve ben, onu ellerimiz acıyana kadar alkışladık…
Bir düşünün çocukluğunuzda yarım kalanlar takip ediyor mu büyüklüğünüzü? Yeniden o çocukluğunuzdaki coşkuya kapılıp gidivermek geliyor mu hiç içinizden?
Pencereden yağan yağmuru izlerken, su birikintilerine çığlık çığlığa bastığınız tüm elbiselerinizi çamura buladığınız günü özlediğiniz oluyor mu?
Uzun ve yorucu bir toplantı sonrasında cebinizdeki bilyeleri çıkarıp, uzanıp yere oynamayı hayal ettiniz mi hiç?
Ya iş yerinin veya evin tavanında toparlanıp bekleyen bir salıncak olsa, canınız isteyince indirip sallansanız uzun, uzun?
Neden hep çocukluk yıllarına özlem var ya da o dönemlerden kalan üzüntüler yüreklerde en ağır yükle taşınıyor?
Çocukluğun içinde yargılamadan ve dolayısıyla yargılanmadan yaşamak ihtiyacı var, özgürlük var yani aslında sadece samimiyet var da ondan. O yüzden o dönemlere ait duygular ya çok büyük mutlulukla ya da derin üzüntülerle tanımlanıp yerleşiyor kalplere.
Kendini güvende hissetmek duygusu çocukken en temel ihtiyaçlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Öyle ki; samimiyeti, açık ve net olmayı da bu güvende hissetmenin gücü belirliyor. Kendini güvende hissedebilmek için aslında kurşun geçirmez kapılar, çelik kasalar da yok, sadece güçlü bağlar var; korkunca sakinleştiren sesler, mutlu olunca alkışlayan eller, sarılınca sımsıkı saran kollar var. Düş kurabilmek, düşleri ifade edebilmek, bu düşleri gerçek kılabilmek için hedef koyabilmek var. Aslında içinde özgürce var olabilmeyi sağlayan, doğal bir şekilde hayatın akışında “Koşulsuz Sevilmek” ihtiyacı var.
Ne zaman bir araya gelsem ergenlik döneminde olan genç arkadaşlarımla, o kocaman görünen kaygıların; sınav kaygısı, arkadaş kaygısı, gelecek kaygısı… Her birinin, asıl kocaman olan hayatlarının içinde küçücük birer nokta olduğunu fark ettiklerinde, nasıl sakinleştiklerini gözlemliyorum. İşte o zaman fark ediyorum ki, kendini güvende hissetmeye başlayan kişi, tüm kaygılarıyla baş edebilecek güce de sahip olduğunu düşünmeye başlıyor.
Hangi yaşta olursa olsun herkes biliyor ki; çocuk seslerinde saklı henüz kaybedilmemiş masumiyet . Gerekirse 50 yaşında, 70 yaşında ya da 13 yaşında o sesleri duymak için çocukluğumuza sarılmak ihtiyacı var. Sarılmak, belki üzüntüleri iyileştirmek için, belki mutlulukları hatırlamak için. Sarılmak; fark etmek, anlamak ve “şimdi”yi daha iyi yaşayabilmek için…

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
DENİZ TALİPOĞLU
DENİZ TALİPOĞLU
Siyaset Sanatı
ÖZLEM AKINCI
ÖZLEM AKINCI
Sanatın Doğuşu Rönesans
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Bir Şiir Bin Bir Duygu
M. TURHAN İMAMOĞLU
M. TURHAN İMAMOĞLU
Nelerin Olmasını İsterdiniz!
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Elinde Kalem Olan Bir Adamın Hikayesi (2)
BAYRAM YENER
BAYRAM YENER
Hijyen Sağlıktır
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri