Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Başkentte Bale rüzgarı “Romeo ve Juliet” ile esiyor
Başkentte Bale rüzgarı “Romeo ve Juliet” ile esiyor
Sağlık Bakan Yardımcısı Güven:“Başarı oranlarında dünyanın gelişmiş ülkeleri ile aynı düzeydeyiz”
Sağlık Bakan Yardımcısı Güven:“Başarı oranlarında dünyanın gelişmiş ülkeleri ile aynı düzeydeyiz”
Başkentte “İtalyan sanatı” görücüye çıkıyor
Başkentte “İtalyan sanatı” görücüye çıkıyor
STK’lar: “Devlet idaresindeki akıl dışı harcamaların ve savurganlığın son bulmasını istiyoruz”
STK’lar: “Devlet idaresindeki akıl dışı harcamaların ve savurganlığın son bulmasını istiyoruz”
Bir seferde hem Katarakt’tan hem de Astigmat’tan kurtulmak mümkün
Bir seferde hem Katarakt’tan hem de Astigmat’tan kurtulmak mümkün

AYŞE GÜLÇİN İLHAN

Babalar ve Kızları
15 Haziran 2019 Cumartesi

Ortalığı kasıp kavuran sıcağıyla, eski yıllardaki ağustos aylarından birinde öğle vakti Hacı Bayram Veli Camii avlusunda bir selâ okundu. O güne kadar bir selânın bu kadar uzun sürdüğünü hiç fark etmemiştim. Tıpkı Rumeli türküsünde olduğu gibi : “selânın sedâsı canâ dokundu.” Hem ne dokunmak. Uzaktan sesi hoş gelen sadece davul değilmiş meğer. Canâ dokunup canânı alırmış o selâ. Başsağlığı dilemek zor gelen dile “dostlar sağ olsun.” demekte yazılırmış meğer...
Bir kız evlat kaç yaşında olursa olsun işte o selâda hayatının kahramanını ilk kez yenik görüşüdür. İki kanadını alıp bir musallaya koyarlar kızların. Koskoca bir boşluk duygusu. 
Kız evladı olan babalar için de aynı durum geçerlidir başka bir bakış açısıyla. Şöyle ki; ömrünce kızına her bakışında kalbi bir nebze burkulur sanki. Ona Allah’ın emaneti diye bakar. Kızının uğruna katlanır birçok zorluğa ya da demir leblebi olmuştur da hayatı, kimselere belli etmez halini. Kadın saçını süpürge eder ama hayatını süpürge eden erkeklerin çoğunluğu da kız babasıdır. Kolay değildir kız babası olmak, evlat saçının teli yere düşse yeri pataklar o baba. Canları kızlarına kimseleri lâyık göremezler. Kalpten kalbe yolları vardır onların girişini kimsenin bilemediği. Baba kız arasındaki duygusal bağ ve fiziksel benzerlikle, anne oğul arasındaki benzerlik ve bağlılık artık bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kadın genlerinin % 70’i erkek çocuğa, erkeklerin % 70 genleri de kız çocuklarına geçtiği bilinmektedir. Hâl böyle olunca babalar kızlarına çok şey bırakır. Meselâ kimisi ellerini bırakır. Ömrünce her eline baktığında babasını görür bir kız. Yalana, dolana, çetrefilli işlere gelemeyip pireyle beraber yorganı yakar kimisi baba yadigârı huyuyla. Babaannem böyle durumlara; “damar işte” derdi. İllâ çıkar. Gen bilmezdi ki garibim damar der geçerdi. Pire çoğalırsa yorgan değil ev gider elden, o yüzden yorgandayken bitirilirdi iş. İlkelerimizle yaşamayı tam da o günlerde öğrendik. 
Apartmana girişini ayak sesinden duyardık babamın tâ üçüncü kattan. Her gün aynı saatte işten dönen bizim çocukluğumuzun kahraman babaları epey ciddi adamlardı. Kapıyı çaldıkları an çoluk çocuk herkes kendine çeki düzen verir, isimleri söylenmeden odalarından çıkmazlardı. Çünkü babaların arkadaşı, dostu, dert ortağı, sevgilisi kısacası her şeyi eşleriydi. Önce hatunla bir hasbihâl edilir sonra evlatlar girerdi sıraya. Saygıdan doğan bir çekinme vardı sanki. Öyle hop diye boynuna atlanmazdı bazı babaların mutlak mesafelerin adamlarıydı onlar herkese ve hatta çocuklarına bile. Geçmiş yıllarda daha erken yaşta yapılan evlilikler haliyle çok genç yaşta baba yapıverirdi acemi delikanlıları. Hâl böyle iken ilk çocukta bir nevî arkadaş olurdu anneye ve babaya. İlk çocuk kız ise babaannenin adı erkek ise dedenin adı verilirdi. Ailenin ilk torunu olmak bu sebepten biraz daha avantajlıydı. “Anamın adı ağzımın tadı badem gözlü kızım” lafı ne çok duyulmuştur yıllarca bir kız tarafından. İnsan üç yaşından beri annem diye adlandırılınca kendini haliyle tüm evrenin annesi sanıyor, şefkât topu halinde kırılsa da incinse de herkesin annesi yerine koyuyor kendini. Empati yeteneği de usulca gelişiyor kız çocuk büyüdükçe. Prenses gibi büyütülen kızların yanı sıra cesur yürekli muhakeme gücü yüksek kadınlar da kuru gürültüye pabuç bırakmayan cesur babaların eseridir. 
Şatafattan, lüksten uzak ve hayatın teknolojik açıdan pek kolay olmadığı o devirlerde her zorluğa rağmen hayatlar güzeldi. Çoğu bulamayanın aza kanaat ettiği adil ve daha eşit yıllardan geçildi. Küçücük mutluluklarımız vardı, babalarımızın yaptığı o kocaman uçurtmalar. Vergi iadelerinin maaşlara eklenmeye başlandığı o yılları en iyi memur çocukları hatırlar. Nizam ve intizam içindeki aile ekonomisine ilâç gibi katkıydı sarı maaş zarfına eklenen vergi iade ödeneği. Her iade de bir çocuğa hatıra olacak hediye alınırdı. 86 model citizen kol saatim pil bulsa çalışır hâlâ. Babadan kalan hatıraların en kıymetlilerinden biriydi. Diğeri var ki o da değeri biçilemez baba ocağındaki güvendi, son kalan mirası ise kendine güven. 
Bu mihvâlde yetişen bir nesli kolay kolay eğriltemez kimse. Sümen altı edilemez onlar için haksızlıklar. Ne pahasına olursa olsun yanlışa göz yumdurulamaz. Gerekirse yel değirmenlerine karşı tek başına savaşmasını bilir çoğunluğu. İşte tüm bu güçlü duruş yetişirken fark edemediğimiz o dürüst ve helâl kazanç umrumda olan babalarımızın etkisidir. 
Her devirde baba aynı babadır. hayatın en zor yanlarıyla uğraşırken, şüphesiz ve evlatları için en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Hele kızı varsa bir babanın bin elekten geçiriyor hayatın her yanını. Köşe bucak, yakın uzak ilk iştir emniyet. 
Kızları babalarının bam teli, babalar kızların ilk dans kavalyeleri, ilk hayran oldukları erkek,traş losyonlarının kokuları hatırlarında kalacak tek adam ve kahramanları. Bir erkeğin en çok anlamını bulduğu hali kızıdır tartışmasız. 
Ebedi âleme göçüp gitmiş babalarımızı rahmetle anarken kısa da olsa bir kaç kelime konuşma imkânımız olsa idi şu an neler söylerdik diye düşünelim bir çırpıda. 
Bir kaç kısa cümle çıkar sessiz kalemden ve inci tanesi bir damla gözyaşı ile : “Özledim Baba’m. Ankara’m sen oldun ve sana benzeyen bir siyah beyaz fotoğraf. Özlemeyi öğrendim, kavuşmayı unuttum, ayrılığa alıştım.”...
Tıpkı Can Yücel gibi: 
“Hayatta ben en çok babamı sevdim.”
 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Gelecekte Dünyaya Uyum Sağlayabilecek 5 Meslek
FERDA HEKİMCİ
FERDA HEKİMCİ
Başkent’in Boğalgazı (!)
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Ortalama Bilinmezlik
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Asghar Farhadi’nin The Salesman Filmi
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
İzinsiz Fotoğraf ve Görüntüye Kokartlı Önlem
A. NAZ SÜRENKÖK
A. NAZ SÜRENKÖK
10 Ekim “Dünya Ruh Sağlığı Günü”
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri