Ana Sayfa Röportaj Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Yıldırım Kule “Farklıysan Fark Edilirsin” temasıyla basına tanıtıldı
Yıldırım Kule “Farklıysan Fark Edilirsin” temasıyla basına tanıtıldı
Erzurum Tanıtım Günleri, 5’inci kez Başkentte
Erzurum Tanıtım Günleri, 5’inci kez Başkentte
Serbest piyasada altın fiyatları
Serbest piyasada altın fiyatları
‘Telefon’un tanımı artık ‘internet’ oldu
‘Telefon’un tanımı artık ‘internet’ oldu
D vitamininin fazlası da zarar
D vitamininin fazlası da zarar
HABERLER>RÖPORTAJ
13 Eylül 2017 Çarşamba - 09:44

“Askeri Müze” ve “Mehteran”

M. UMUT KARAKÜLAH / ANKARA DÜNYANIN en eski “bandosu” olarak kabul edilen, yaptığı destansı müziği ile dosta güven düşmana korku salan “Mehter Takımı” tarih boyunca hep ilgi odağı oldu.

“Askeri Müze” ve “Mehteran”

M. UMUT KARAKÜLAH / ANKARA

 

DÜNYANIN en eski “bandosu” olarak kabul edilen, yaptığı destansı müziği ile dosta güven düşmana korku salan “Mehter Takımı” tarih boyunca hep ilgi odağı oldu.

“Mehterin” farklı kaynaklara göre değişik anlamları vardır. Haydar Sanal “Mehter Musikisi” adlı kitabında mehterin farsça “mihter” kelimesinin Osmanlı’da aldığı şekli olarak yorumlar.

Yine aynı kaynakta “mihter” veya “mihtar” şeklinde seslendirilen kelimenin, Memluklarda ve Türkistan’da saray teşkilatında vazifeli memur veya vezir manasında kullanılmış olduğu bilgisini vermektedir.

Türkler milattan önceki yıllarda askerî birliklerde takım hâlinde müzik aletleri çaldırırlardı. VIII. yüzyılda yazılmış olan Orhun (Göktürk) Kitabeleri'nde mehterin atası olarak kabul edilen tuğ takımından bahsedilir. Kaşgarlı Mahmut’un XI. yüzyılda yazdığı Divan-ı Lügat-it Türk, hakanın huzurunda nevbet vurulduğunu anlatır.

“Bulut kükredi, vurdu nevbet tuğ, şimşek çaktı çekti hakan tuğ’unu” diyen Türkler iç Asya’dan, Anadolu’ya geleneklerini taşımışlardır. Egemenlik simgesi davul, bayrak ve tuğ töresi Türkler aracılığıyla tüm İslam âlemine yayılmıştır. Karahanlılardan Selçuklulara, İlhanlılardan Memluklulara ve Osmanlılara nevbet vurma geleneği hep devam etmiştir.

Mehter, tarihteki ilk Türk devletinden itibaren, Türk kara ordularını destekleyen, coşturan ve ruhunu doyuran özellikleriyle sadece askerlerin değil muzaffer bir ulusun da duygularını temsil eden bir unsur olmuştur. Türk tarihi dünyada askerî başarılar ve zaferlerle tanınmıştır. Tarihte askerî harekâtların, şaşaalı davullar ve özel ritimlerle desteklenmesi geleneği, Hunlardan itibaren zamanımıza kadar geçen sürede, birçok Türk devletinin ordularında devam etmiştir.

Başlangıçta tuğ ve davulla başlayan bu gelenek, zamanla gelişmiş ve zenginleşmiştir. Böylece Hun Türklerindeki “tuğ vurma” geleneği Selçuklularla tabılhanelere ve Osmanlılarda mehterhanelere dönüşmüştür. Bu dönemde mehterler ordunun, kalelerin ve hatta toplumun müzik ihtiyacına cevap veren kuruluşlar olarak önemini korumuştur.

Tarihî süreçte devamlı gelişen ve yenilenen mehter, ilk çağlardaki Türk devletlerinden, Osmanlıya kadar olan zamanda, bu devletlerin coğrafi genişliği bakımından zamanla tüm dünyaya yayılmıştır. XIX. yüzyılın başından itibaren önce Prusya daha sonra Rusya, Polonya ve Almanya gibi ülkelerin mehterler kurarak tuğ takımları oluşturdukları bilinmektedir.

Osmanlının son dönemlerinde yeniçeri teşkilatının bozulmasıyla kapatılan mehterler, Avrupa’da geliştirilen askerî bandolar olarak günümüze kadar gelmiştir. 1911 tarihinden itibaren, İkinci Meşrutiyet ile birlikte mehter teşkilatını yeniden canlandırma faaliyetleri baş göstermiş, "Müze-i Asker-i Osmani"ye bağlı olarak yeniden tarih sahnesine çıkmıştır. Mehterhane-i Hakanî adı ile kurulan bu takım 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı'ndaki bazı cephelerde ve Kurtuluş Savaşı'ndaki Kuvva-i Milliye hareketlerinde etkin rol üstlenmiştir.

1952 yılında Mehterin tekrar kurulması aşamasında çok gayretli ve titiz çalışmalara girişilerek aslına uygun bir takım yaratılmıştır. Bu noktada, Topkapı Sarayı Minyatürleri ve El Yazmaları Koleksiyonu'nda bulunan Surname-i Vehbi Minyatürleri, Mahmut Şevket Paşa’nın Osmanlı Teşkilat ve Kıyafeti Askeriyesi adlı eseri ile Arifi Paşa’nın Mecmua-i Tesavir-İ Osmaniye gibi ve diğer tarihi belgeler ışığında hareket edilmiştir.

"RAHİMALLAH VE KERİMALLAH" YÜRÜYÜŞÜ

"Mehter Adımı" olarak tabir edilen fakat yıllardır yanlış bilinen "iki ileri, bir geri" aslında Mehterin yürüyüşü değildir. Mehter takımında yürüyüşlere daima 'besmele' ve sağ ayakla başlanır. Yürüyüş yapılırken her üç adımda sağa ve sola dönülüp selam verilir. Bu mehter takımının sağa ve sola 'Rahimallah ve Kerimallah' manasına gelen selamlama yürüyüşüdür. Yürüyüşlerde geri adım atılmaz, daima ileri gidilir. Yani Mehter takımının yürüyüşü iki sağa bir sola, iki sola bir sağa şeklindedir.

ASKERÎ MÜZE

Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Mehteran Birliği bu tarihî geçmişin, zamanımızdaki sembolik bir ifadesi olarak haftanın beş günü nevbet vurmaktadır. Mehter bizi Türk tarihinin sayfalarında gezdirmektedir. Türk hamasi havalarını dünyada ve yurt içinde seslendirerek halkı coşturmaktadır. Savaşların kazanılmasında tarihler yaratan mehter, zafer esintilerini günümüze taşımaktadır. Mehter törenlerin vazgeçilmez bir topluluğudur.

Koleksiyonlarının zenginliği ve çeşidi açısından dünyanın önde gelen müzelerinden birisi olan Askerî Müze’nin kuruluşu modern anlamda olmamakla beraber 15. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fethinden sonra Aya İrini Kilisesi, değerli harp silah araç ve gereçlerinin toplandığı Cebehane olarak düzenlenmiştir. 1726 tarihinde Cebehane'deki tüm malzemeye yeni bir düzen verilerek Dar-ül Esliha adıyla yeni bir kuruluş gerçekleştirilmiştir. Modern anlamda Türk müzeciliğinin temeli Tophane Müşiri Ahmet Fethi Paşa'nın gayretleri ile 1846 yılında atılmış ve bu tarih Türk müzeciliğinin ve Askerî Müzenin gerçek anlamda ilk kuruluşu olmuştur.

Aya İrini'deki revakların (üç tarafı kapalı bir tarafı ise sütunlara oturan kemerlerle dışarı açılan mekân) araları camekânlarla kapatılarak sergileme mekânları hâline getirilmiştir. Bu mekânlardan bir bölümünde eski harp silah, araç ve gereçlerinden oluşan koleksiyonlar, diğer bölümlerde ise arkeolojik eser koleksiyonları sergilenmiştir.

Ahmet Fethi Paşa'dan sonra Aya İrini'deki bu koleksiyonlar kısa bir süre sonra ilk defa "Müze" adını alarak Müzeyi Hümayun olarak isimlendirilmiştir. Müze teşkilatının kurulmasından sonra özellikle arkeolojik eserlerin sayısının artması üzerine bu eserler Çinili Köşk'e taşınmış ve bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzelerinin temeli atılmıştır.

Ahmet Muhtar Paşa, silah koleksiyonlarını, ilanlar ve resmî yazışmalar ile zenginleştirmiştir. Kütüphanesi, sineması, atış poligonu, yayınları, kıyafethanesi ve mehteri ile günümüz çağdaş müzecilik anlayışına uygun, nitelikli bir müze oluşturulmuştur.

1940 yılına kadar Aya İrini'deki faaliyetlerini sürdüren Askerî Müze, İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye de sıçrayabileceği düşüncesiyle faaliyetlerine bir süre ara vermiştir. Savaş tehlikesinin ortadan kalkmasından sonra 1949 yılında Maçka Silahhanesi'nde depolanan eserler 1959'dan itibaren Harbiye Mektebi Jimnastikhanesi binasında tekrar sergilenmeye başlanmıştır.

Bu binanın zamanla Askerî Müze koleksiyonları için yetersiz kalması ve çağdaş anlamda gelişmeye yönelik adımların atılmasına imkân vermemesi üzerine 1966 yılından itibaren restorasyon çalışmaları sürdürülen eski Harbiye binasının Askerî Müze olarak kullanılmasına karar verilmiş ve 10 Şubat 1993 günü yeni bir düzenleme ile ziyarete açılmıştır.

Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, askerî kültür varlıkları kapsamına giren eserleri toplar, sınıflandırır, bu malzemelerin bakım ve restorasyonunu yapar, çağdaş yöntemlerle sergiler ve gelecek kuşaklara iletilmek üzere depolar.

Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, askerî kültür varlıkları kapsamında yaklaşık 55.000 objeye sahiptir ve bu eserlerden 5.000 adedi müze sergi salonlarında sergilenmektedir.

Türk tarihini yaşayan nesillere görsel olarak aktarabilmek ve genç dimağlarda kalıcı etkiler bırakabilmek amacıyla iletişim ve bilgisayar teknolojisinden yararlanılmakta olup Mehteri tanıtan Mehter Multivizyonu, Çanakkale savaşlarını anlatan Çanakkale Dioraması ve dokunmatik bilgisayar sistemleri bu uygulamalardan bazılarıdır.

Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, sahip olduğu tarihî eserleri çağdaş müzecilik tekniklerine göre sergi salonlarında sergilemek suretiyle şanlı tarihimize ait zenginliklerimizi yerli ve yabancı araştırmacılara açmaktadır.

Dünyanın en eski bandosu olan Mehteran Birlik Komutanlığı yurt içi ve yurt dışında verdiği konserler ile ülkemizin tanıtımına katkı sağlamaktadır. Müzenin açık olduğu her gün 15.00-16.00 saatleri arasında mehter konseri izlenebilmektedir.

ASKERİ MÜZE KÜTÜPHANESİ

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı; Ahmet Muhtar Paşa’nın Müze Müdürlüğü (1908-1926) dönemine kadar uzanan önemli bir araştırma kütüphanesine sahiptir. Koleksiyondaki eserlerin çoğunluğu tarih ve askeri konuları kapsamaktadır.

Kütüphanemizin misyonu geçmişten gelen kültür mirasını araştırmacıların hizmetine sunmanın yanı sıra gelecek nesillere aktarmaktır. Bu amaçla, koleksiyonun sağlıklı kalması için ışık, ısı ve nem değerleri sürekli kontrol altında tutulmaktadır.

İlk koleksiyonu Askeri Müze yayınları ve yazma eserlerden meydana gelen ve zaman içinde zenginleşen Askeri Müze Kütüphanesi günümüzde kitap, fotoğraf arşivi, belge koleksiyonu ile hafta içi her gün 09.00-12.00, 13.00-16.30 saatleri arasında araştırmacılara hizmet vermektedir.

MEHTER PERSONELİ VE SAZLARI

BORUZEN-BORU: Eski kaynaklarda "borı, borgay" adları ile anılır ki, "burgü, burgu" gibi köklerden gelir. Araplar buna da "nefir" demiştir. Başlangıçta ağaç kabuğundan, sonraları bakır ya da pirinç levhalar bükülerek yapılmıştır. Alpaslan'ın buluşu olduğu hakkında söylentiler vardır. Boynu eğri olan bu nefesli saz "nay-i Türkî" adı ile de anılmıştır. Bunlar asıl icraya katılmaz, belli perdeleri gösterir ya da "dem" tutarlardı. Bir de bunun "göç borusu" adını alan başka bir şekli vardı. "Zurnada peşrev olmaz." deyişi boru için söylenmiş olsa gerektir.

DAVULZEN-DAVUL: Tavıl, tabıl, köbürge, tabı gibi isimlerle anılmıştır. Türklerin kullandığı en eski vurmalı sazlardandır. Sözcüğün kökeni yine eski Türk lehçelerine dayanır. Davul, bilindiği gibi ağaçtan yapılmış kasnakların iki tarafına gerilmiş derinin, germe bağları ile gerginleştirilmesi sonucu elde edilir. Mehter musikisinde en güçlü ve en iyi usul vurma sazıdır. Sağ elde bulunan çomak ve sol elde bulunan ince bir çubukla çalınır. Ritmin güçlü ve zayıf darplarını bunlar belirtir. Eskiden davul çok değişik amaçlara yönelik özel şekillerde çalınırdı: Tabı-ı Beşaret, Tabı-ı Asayiş, Tabı-ı Cengi, Ceng-i Harbi Tabılları, yangın davulu…

NAKKAREZEN-NAKKARE: Bu sazı çalanlara "nakkarezen" denilir. Üzerine deri gerilmiş iki bakır kâseden oluşur.Önceleri yerde bağdaş kurularak çalınan nakkare yürüyüş hâlinde bele bağlanmış, günümüzde ise göğse dayalı olarak çalınmaktadır. Ana usulün usul aralarını doldurur, ezgiye canlılık katar.

ZİLZEN-ZİL: Tam daire şeklinde bakır ve kalay karışımından dövülerek yapılan keskin sesli usul vuran müzik aletidir. Türkiye’de üretilen dünyanın en iyi zilleri birçok ülkede “cymbal Türk” diye tanınır. Zil, yatık ve dik olarak çalınır.

ÇEVGANİ-ÇEVGEN: Pirinç veya sarıdan yapılmış bir hilalin etrafına tutturulmuş küçük çıngıraklardır; bunlar gümüşten veya pirinçten yapılmıştır. Sapından tutularak aşağı-yukarı hareket ettirilmek suretiyle bir birine çarptırılan bu çıngıraklar ahenkli i sesler çıkartır. Çalınışı ustalık isteyen bu sazı çalanlara "çevgani" denirdi. Fasıl sırasında yeri geldikçe "Ala Hey!" nidalarıyla bağıran çevganilerin mehtere XVIII. yy. sonlarına doğru dâhil edildikleri sanılmaktadır.

ZURNAZEN-ZURNA: Zurna ağaçtan yapılmış olan altı geniş, üstü dar bir borudur. Ucuna kamış “sipsi” takılarak çalınır. En iyisi erik ağacından yapılmış olanıdır. Kaba ve cura zurna olmak üzere iki türdür. Zurnanın ses genişliği "kaba çargâh" ile "tiz hüseyni" arasını kapsar. Eğer iyi kullanılırsa her tür perdeyi icra etmek ve her eseri çalmak imkânı vardır. Zurna çalanlara "zurnazen" denir.

Asya Türklerinin en eski nefesli sazlarındandır. Bu sazın kaynağı hakkında çok tartışmalar olmakla birlikte sözcüğün "surnamak" mastarından geldiği genellikle kabul ediliyor. Bu mastar Çağatay, Yakut, Altay, Teleut, Şor, Kırgız, Karaim lehçelerinde ötmek, şarkı söylemek, inlemek, ilahi söylemek, bayram etmek gibi birbirine benzeyen anlamlara gelir. Bu isim Ermeniceye, Sırpça ve Hırvatçaya, Rusça ve Farsçaya da hemen hemen aynen girmiştir.

KÖSZEN-KÖS: Bakır büyük bir kâse ile üzerine gerilmiş deriden oluşan iki tahta tokmak ile çalınan müzik aletidir. Farklı büyüklüklerde yapılan kösler; at kösü, deve kösü, fil kösü olarak adlandırılır. Savaşların en önemli müzik aletlerindendir. Osmanlı ordusunun Çaldıran seferine 500 kös ile gittiği bilinmektedir.

ÇORBACIBAŞI: Birlik komutanı, üst rütbede bir subaydır. Konservatuar mezunudur. Türk müziğini iyi derecede bilir, temsil yeteneğine sahiptir. Mehterin idari amiridir. Mehterin mesleki yeteneğinin sürekliliğinden, sevk ve idaresinden, eğitim, disiplin ve idari işler ile emniyetinden sorumludur. Konser, yürüyüş ve tören görevlerine hazırlık olmak üzere gerekli gördüğü çalışmaları düzenler. Mehterin en önünde bulunan Çorbacıbaşı'nın başında üsküf bulunur. Üsküfün üzerinde tavus kuşundan bir tüy bulunur. Üzerinde kırmızı cüppe, kenarları üç sıra sarı işlemeli şalvar giyer. Belinde kuşak ve üzerinde silahı bulunur. Ayağında ise sarı çizme vardır.

MEHTERBAŞI: Mehterbaşı mehterin icrasından sorumlu ve Çorbacıbaşı unvanı ile anılan bölük komutanından sonra gelen en yetkili kişidir. Mehteri müzikal yönüyle en ileri seviyede hazırlar. Bunun için günlük çalışma programları yaparak toplu çalışmalara (meşk) katılır. Bu çalışmalarda saz gruplarının kendi aralarında yapmış oldukları çalışmaları birleştirerek ortak bir konser programı hazırlar. Mehter konserlerinin icrası, tertip ve düzeni ayrıca icracıların seçimi mehterbaşı sorumluluğundadır. Her gün o gün ki konser veya faaliyette icra edilecek eserleri tespit ederek gruplara dağıtır. Mehterbaşı mehter icrasına dâhil edilecek yeni eserleri icracılara çalıştırıp belletir. Mehterbaşı “Mehter Araştırma Kurulu” üyesidir.

MEHTER MARŞLARINDAN BAZILARI

- Gülbank (Mehter duası)

- Hücum Marşı

- Ceddin Deden Neslin Baban

- Estergon Kal’ası

- Buna Er Meydanı Derler

- Yelkenler Biçilecek

- Akıncılar Marşı

- Fetih Marşı

- Devlet Marşı

- Ordu Marşı

- Sancak Marşı

- Tekbir ve Cenk Marşı

- Mehterhane-i Hakanı Harp Marşı

- Eski Ordu Marşı

- Çanakkale Marşı

- Yeniçeri Marşı

- Mehter vuruyor

- Plevne Marşı

- Sivastopol Marşı

- Çırpınırdı Karadeniz

- Fetih Marşı

- Genç Osman

 
Sonbahar solunum yolu enfeksiyonlarını tetikliyor
 
Karmaşadan uzaklaşmak isteyenler “MİNİMALİST YAŞAMI” deniyor
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
12 Eylül 1980 askeri darbesinin 37. yıldönümü
BEGÜM ARSLAN / ANKARA BUNDAN 37 yıl önce 12 Eylül 1980 tarihinde ...
Emekli özel harekatçılardan siyah çelenkli tepki
YASİN YILDIRIM / ANKARA TÜM Emekli Özel Harekatçılar Derneği Başkanı ...
Bilmediğiniz fikre karşı mücadele edemezsiniz
M. UMUT KARAKÜLAH / ANKARA BAŞKENT Ankara’yı, Ankaralıyı çok iyi ...
 
Facianın 16. yılı “11 Eylül 2001”
bektaş selçuk / ANKARA BUNDAN 16 yıl önce 11 Eylül 2001 tarihinde ...
“Yüksek tansiyon, teşhisi konduktan sonra ömür boyu süren bir rahatsızlıktır”
BEGÜM ARSLAN / ANKARA ANKARA İlk Umut Tıp Merkezi'nde kardiyoloji ...
Çalışanlar şirketlerine güvenmek istiyor
AYHAN DEMİR / ANKARA ÖZEL sektörde çalışanlar, görev yaptıkları ...
 
Hande Kılıçarslan'dan “Dokumalar ve Dokumacı Kadın Fotoğrafları” Sergisi
M. UMUT KARAKÜLAH / ANKARA AHİ Evran Üniversitesi Geleneksel Türk ...
Tolstoy 189 yaşında
AHMET CEM TANER / ANKARA BÜYÜK Rus yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy, ...
Ankara, Uluslararası Emlak Fuarı’nı ağırlıyor
BEGÜM ARSLAN / ANKARA GAYRİMENKUL sektörünün Türkiye'deki ilk ve ...
 
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
LEYLA ŞAHİN
LEYLA ŞAHİN
Kansere Bile Çare: Maydanoz
M. TURHAN İMAMOĞLU
M. TURHAN İMAMOĞLU
Karacadağ
SELVER AKAR
SELVER AKAR
Çiğ Börek
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
İnsanların Nankör Olması
M. UMUT KARAKÜLAH
M. UMUT KARAKÜLAH
Özel sektörün yurtdışı kredi borcu artıyor
AHMET CEM TANER
AHMET CEM TANER
İnternet erişimine sahip girişimler artıyor
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri